6 Ekim 2015 Salı

GÖTEBORG


İsveç’in ikinci, İskandinavya’nın ise dördüncü büyük şehri olan Göteborg, aynı zamanda İskandinavya’nın en çok öğrenci barındıran şehriymiş. Göteborg’a 2 saat 40 dakikalık rahat bir uçak yolculuğu ile ulaşmak mümkün. Şehirde iki havalimanı var. THY’nin de kullandığı uluslararası uçuşların daha çok olduğu Landvetter Havalimanı, şehir merkezine 20 km. uzaklıkta.

Göteborg

Havalimanından şehre ulaşımı, taksi alternatifi dışında, diğer bazı İskandinav şehirlerinde de bulunan Flygbussarna ile de yapmak mümkün. Taksi genelde 340 SEK (yaklaşık 150 TL) civarında tutuyormuş ama mutlaka binmeden pazarlık yapılıp fiyat konusunda anlaşılması öneriliyor. Bizim de kullandığımız Flygbussarna ise gerçekten çok pratik bir alternatif ve hemen havalimanı çıkışında 15 dakikada bir kalkan seferlerle yarım saatte şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz. Bu yolculuğun bedeli ise internet üzerinden gidiş-geliş olarak alırsanız 185 SEK (yaklaşık 65 TL), tek yön alırsanız 95 SEK (yaklaşık 35 TL), eğer havalimanından alırsanız  tek yön 105 SEK. Otobüste nakit para ile bilet almak mümkün değil, o yüzden önceden internet üzerinden biletinizi almadıysanız ya otobüse binmeden havalimanından ya da duraktaki makineden biletinizi almanız ya da kredi kartı ile otobüste ödeme yapmanız gerekiyor.


Central Station
Nils Ericsson Terminal / Central Station

Biz de Flygbussarna ile yarım saatlik yolculuk sonrası şehir merkezindeki otelimize eşyalarımızı bırakarak şehri tanımak üzere önce eski şehir bölgesi olarak da tanımlayabileceğim 19. yüzyıldan kalma binaları ve tabloyu andıran sokaklarıyla ünlü Haga Bölgesi’nde alıyoruz soluğu. Haga, tarihi atmosferi, tasarım kokan butik mağazaları ve büyüklü küçüklü kafeleriyle gerçekten dolaşmaktan ve yorulduğunuzda da soluklanıp bir İsveç klasiği olan tarçınlı bir çörek eşliğinde kahve yudumlamaktan zevk alacağınız bir yer.


Haga

Göteborg’da, günlük ya da 3 günlük olarak satılan ve limitsiz tramvay, otobüs ve adalara giden tekne ve feribotları da kullanım şansı veren ulaşım kartlarından almanızı tavsiye ederim. Göteborg çok büyük bir şehir değil ama Botanik Bahçesi ve Archipelago olarak bilinen takımadalar bölgesine gidiş gibi olanakları da ücretsiz sağladığından ve gezerken zaman kazandırdığından dolayı bu kartlar hayat kurtarıcı. 3 günlük olanı 170 SEK.

Opera Binası

Haga dışında Göteborg’da görülmesi gereken başka bir nokta da, yine Central Station’dan bir sonraki tram durağı olup yürüyerek de en fazla 10 dakikada ulaşacağınız Brunsparken. Bu iki durak arasında da kapalı alışveriş merkezi Nordstan yer alıyor. Denildiğinde göre 55 futbol sahası büyüklüğündeki bu alışveriş merkezi İskandinavya’nın en büyük alışveriş merkeziymiş. Ancak hem Göteborg’un hem de İsveç’in genelinin alışveriş için çok pahalı olduğunu söylemem gerek. Yine de minimalist tasarım dükkanlarına bakmaktan kendini alamıyor insan. Nordstan’ın içinde ise daha çok butik tarzı dükkanlar ve Ahlens denilen İsveç’in meşhur çok katlı mağazasının bir şubesi de var.

Brunsparken
 
Brunsparken’dan sahile doğru ilerlediğinizde Lilla Bommen durağından geçerek Göta Alv denilen ve Göteborg’u ikiye bölen kanala ulaşıyorsunuz. Burada ruja benzeyen şeklinden dolayı şu anda bir iş merkezi olarak kullanılan “Lipstick Building”e ve hemen yanında hali hazırda otel ve restoran olarak kullanılan “Viking” gemisi ile karşılaşıyorsunuz. Viking gemisinin bir ismi de gemi kanala girdikten sonra direklerinin uzunluğu sebebiyle yapılan köprülerin altından geçmesi mümkün olmadığı için “Prisoner”mış:) Limanın sol yanında ise, bir gemiye benzediği söylenen Opera Binası Göteborg’da görülmesi gereken yerlerden...

Viking & Lipstick Building

Göteborg’daki ilk günümüzün gezi programını, şehri kuşbakışı izlemek için en güzel noktalarından biri olduğunu duyduğumuz Mastuggskyrken’a giderek sonlandırıyoruz. Buraya gitmek için 3, 9 veya 11 no’lu tram hatlarını kullanıp Stigbergstorget durağında inmeniz ve biraz merdiven tırmanmanız gerekiyor ama sonuçta ulaşılan nokta, Göteborg’un en güzel fotoğraf veren yerlerinden biri.


Mastuggskyrken

Mastuggskyrken'dan kuşbakışı Göteborg

İkinci günümüze, Paddan Sightseeing olarak bilinen tekne turunu alarak başlamak üzere Kungsportsplatsen’a gidiyoruz. Burada büyük bir turizm ofisi de var ve içinde hem zevkli hem de şehrin diğer yerlerine göre daha uygun fiyatlı hediyelik eşyalar da bulabilirsiniz. Hemen turizm ofisinin karşı sokağında Kungstorget da Saluhallen denilen, kapalı yiyecek Pazarı var. Bu pazarda dilerseniz her çeşit yiyecek alabileceğiniz gibi, yemek yiyebileceğiniz küçük restoranlar da var. Bir şey almasanız da fotoğraflamak için bile görmenizi önerebileceğim lokal bir yiyecek pazarı burası.

Saluhallen

Saluhallen

Saluhallen

Saluhallen'den...

Demin de dediğim gibi ana amacımız tekne turu almak olduğu için kısaca Saluhallen’i gezdikten sonra 11:00’deki tekneye binmek üzere Kungsportplatsen’daki tekne biniş noktasına gidiyoruz. Bu tekneler üzerleri açık ve daha çok büyük bir kayığı andıran tekneler, o yüzden yağmurlu havalarda pek zevkli olmayabilir. Ancak, hava iyiyse mutlaka bu turu almanızı öneririm, karadan gördüğünüz yerleri bir de su tarafından izlemek çok zevkli. Ve tabi bazı köprülerin ne kadar alçaktan yapıldığını görmek hayrete düşürüyor insanı. Tekne turu sırasında merkezdeki binaların dışında, kanalın açıldığı liman bölümünü de geziyor ve oradaki yapılar hakkında da bilgi sahibi oluyor insan. Bu turun ücreti ise 165 SEK ve yaklaşık 50 dakika sürüyor.

Göte Alv

Göte Alv

Göte Alv

Tur sonrasında, anlamı şeklinden ve kullanım amacından dolayı Balık Kilisesi olan ve şu an kapalı balık pazarı olarak kullanılan Fiskekryka’ya (Feskekorka olarak da biliniyor) gidiyoruz. Buranın mimarının, bu pazarı projelendirmeden önce hep kilise yaptığı için burayı da kilise şeklinde yaptığı söyleniyor:)

Fiskekryka - Feskekorka

Fiskekryka - Feskekorka


Göteborg’da şehrin merkezinde pek çok park var ve yine biraz daha dışındaki Botanik Parkı da 1919’da açılmış ve Avrupa’nın en büyüklerinden biri olarak biliniyor. Ancak burayı göremeseniz bile bu küçük şehir merkezinde bile oturmaktan, gölgesinde yürüyüş yapmaktan zevk alabileceğiniz pek çok park var. 

Bu şirin kuzey şehrinde son günümüzü ise Adalar’a ayırıyoruz. Göteborg’un kuzeydoğusu ve güneydoğusunda olmak üzere iki ayrı grup takımada var. Kuzeydekiler daha fazla insanın yaşadığı daha kalabalık adalarmış, güney takımadaları da bazıları daha kalabalık ve bazıları oldukça tenha (hatta hiç insan olmayanları bile varmış) birçok adadan oluşuyor. Güneydoğudaki adalara 11 No’lu hatla Saltholmen’e ulaşarak feribot veya büyük teknelerle ulaşım sağlanıyor. Eğer 3 günlük kartınız varsa bu tekne ve feribotlara da ücretsiz binip adalar arasında gezebiliyorsunuz. Biz zamansızlıktan sadece Brannö ve Asperö adalarını görebildik.

 
Gemiden Asperö


Asperö

Brannö
Brannö


Bu bilgilerin ardından biraz da Göteborg’da ne yiyebileceğimizden bahsedelim. İsveç’in genelinde olduğu gibi balık ve özellikle de herring (ringa balığı) ve somon çok meşhur ve tabi yengeç, ıstakoz, karides gibi diğer deniz ürünleri de. Bunu da en taze bulabileceğiniz yer Fiskekryka.  Bir de İsveç köftesi meşhur. Dilerseniz Olivedalsgatan veya Linneplatsen duraklarından rahatça ulaşabileceğiniz Linnegatan 54 adresindeki Karlsons Garage & Bar’da hem balık hem köfte tadabilirsiniz. Fiyatı da diğer restoranlara göre oldukça uygun 129 SEK civarında her ikisi de.  Buraya gitmek için 1,2 veya 6 numaralı hatlardan faydalanabilirsiniz. Bir de tarçınlı çörek olarak tanımlayabileceğimiz bizdeki tahinli çöreğin tarçınla yapılanı kanebulle’yi en iyi yapan fırınlardan biri Haga’daki Husaren. Burada her daim kuyruk var. Haga’daki şirin dekorasyonlu pek çok kafeden biri olan Hebbe Lelle Cafe’de de mola verebilirsiniz.


Karlsons Garage

Linnegatan
Hebbe Lelle'den Haga


Son olarak diyebilirim ki, belki diğer büyük şehirler gibi sonsuz imkanlar sunan bir yer değil ama kısa bir mola almak istediğinizde kafanızı dinlemek için güzel bir alternatif İskandinavya’nın bu şirin şehri...

21 Eylül 2015 Pazartesi

YOKOHAMA

Yokohama, Tokyo’dan sonra Japonya’nın en büyük şehri. Başkente yaklaşık 40 km. uzaklıkta ve arabayla yarım saatte ulaşılabiliyor. Yokohama’nın biz Türkler için en bilinen özelliği ise, Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya açıklarında batmadan önce, bu şehre gelip İmparator tarafından da karşılanmış olması. 2. Abdülhamit döneminde Sultan’ın nişanını ve hediyelerini Japon İmparatoruna sunmak üzere aylar süren yolculuk sonrası Japonya’ya ulaşan Ertuğrul Fırkateyni, bir süre Yokohama limanında kaldıktan sonra, tayfun dönemine gelindiği için biraz daha beklemesi için yapılan uyarıları dinlemeyip geri dönüş yolculuğuna başlamış. Ancak daha açık denize çıkamadan fırtınadan dolayı 16 Eylül 1890’da batmış. Geminin batışını gören Japonya’nın küçük bir balıkçı kasabasının halkı ise kazadan kurtulabilen 69 mürettebata yardım elini uzatmış ve iyileşerek ülkelerine dönmelerinde önemli rol oynamış.

Yokohama Yamashita Park

Yokohama'ya giderken...

Bu kısa bilginin ardından biraz da Yokohama’da neler görülebileceğinden bahsedeyim. Yokohama, Japonya’nın en büyük liman kentlerinden biri. Dolayısıyla büyük “cruise” gemilerinin de uğradığı bir kent. Bu anlamda Osanbashi Pier, Yokohama’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden... Liman bölgesinde Yamashita Park ve Red Brick Warehouse adıyla bilinen içinde restoran, kafe ve alışveriş mekanlarının olduğu bina da görülmesi gereken yerler.

Osanbashi Pier

Osanbashi Pier,  bir gemi şeklinde inşa edilmiş ve altında, güzel manzaralı ve hafta içi 17:00’den sonra açılan, tatil günleri ise öğle yemeği de servis eden bir restoran var. Osanbashi Pier’in üzerinden Bayshore Bridge (Köprüsü) manzarasına bakmayı ve fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin derim.

Bayshore Bridge

Yamashita Park, renkli bahçeleri, çiçekleri, güzel çeşmeleri, heykel ve anıtlarıyla gezerken zevk alacağınız bir yer. Ne yazık ki yağmurlu bir hava da gezmek zorunda kaldığım için her ayrıntısına uzun uzun zaman ayıramadım ama Yokohama depreminin anısına hayatını kaybeden Japonlar için bölgede yaşayan Hint Halkı tarafından armağan edilen anıt, Amerika Birleşik Devletleri tarafından armağan edilen çanlar ve kırmızı pabuçlu kız heykeli bu parkta karşınıza çıkacak detaylar... Yokohama, tam bir sahil şehri ve özellikle yeni bölümünde gökdelenlere ev sahipliği yapıyor.

Yamashita Park

Yamashita Park

Yamashita Park

Red Brick Warehouse ise şimdiki şeklini almadan önce, 1920’li yıllarda, liman gümrük binası olarak hizmet veriyormuş. Şimdilerde ise bahsettiğim gibi, üst katında konser salonu da olan kafeleri, restoranları ve alışveriş alternatifleriyle halk arasında popüler ve turistik bir yer.

Red Brick Warehouse

Red Brick Warehouse

Son olarak Yokohama’daki Chinatown sadece Japonya’nın değil aynı zamanda Asya kıtasının da en büyük Chinatown’u olma özelliği taşıyormuş. Sırf bu özelliği için bile görmeye değer, hem alışveriş dükkanları hem de yeme-içme alternatifleriyle gerçekten çok renkli bir yer.

Chinatown

Chinatown

Chinatown

Chinatown

Biz de Yokohama’daki günümüzü geleneğe uyarak Chinatown’da Dalian adlı restoranda çin yemeği yiyerek kapatıyor ve Tokyo’ya dönmek üzere yola çıkıyoruz.

Tüm Japonya seyahatim boyunca en çok ilgimi çeken noktalardan biri de, Japon halkının Türklere duyduğu sempati ve Türk olduğumuzu duyunca gözlerinin içinin gülmesi oldu. Bunun hikayesi de belki bazılarınızın bildiği üzere, 1990’lı yıllardaki Körfez Savaşı’na dayanıyormuş. Savaş sırasında, Tahran’ı bombalayacağını ve vatandaşlarını ülkeden çıkarmaları için dünyayı uyaran Saddam’ın uyarısına karşı, anayasasında ancak kendilerine saldırı yapıldığı taktirde bir ülkeye askeri uçak gönderilebileceği yazan ve kurallara bağlılığı yüzünden Tahran’a savaş uçağı gönderemeyen Japonya, orada yaşayan vatandaşlarını ülke dışına çıkaran Türk Hükümetine ve bu hizmeti sağlayan THY’ye ayrı bir sempati ve sadakat duyuyor. Sadakati bu denli önemseyen Japon halkı için de Türkiye’nin ve Türk halkının yeri, kendilerine desteği sebebiyle çok ayrı...

18 Eylül 2015 Cuma

KYOTO

Başkent Tokyo’ya 450 km. uzaklıktaki Kyoto, 1868’e kadar Japonya’ya başkentlik yapmış oldukça önemli bir şehir. Tokyo-Kyoto arasını karayoluyla alabileceğiniz gibi Shinkansen / Bullet Train (yani hızından dolayı kurşun tren) denilen hızlı trenle de yaklaşık 2.5 saatte katetmeniz mümkün. Tabi tren tecrübesi bambaşka ve kendimi bu tecrübeyi yaşayabildiğim için çok şanslı hissediyorum.

Kamo Nehri

Shinkansen biletlerimiz, Japonya’da yaşayan arkadaşım Nadide sayesinde yolculuk öncesinde alındığı için yolculuk sabahı hareket saatinden 15 dakika önce Tokyo Station denilen merkez tren istasyonunda olmamız yetiyor. Trenler saat gibi çalışıyor ve olağandışı bir şey olmadıkça hep zamanında hareket ediyor, dolayısıyla istasyona çok önceden gelmenize gerek yok. Hızlı tren olarak Tokyo-Kyoto arasında genellikle Nozomi denilen ve çok az sayıda istasyonda sadece yolcu indirip yeni yolcu almaya yetecek kadar  kısa molalar verdiği için 2.5 saat gibi bir sürede yolculuğu tamamlayan bir tren çalışıyor. Daha fazla istasyona uğrayan alternatifler de mevcut. Ancak tabi ki bu pratikliğinden ve hızından dolayı Shinkansen biletleri, diğer alternatife göre hayli pahalı.  Tren hızının, yolun çoğunluğunda 300 km/saat’e çıktığını da söylemem gerek, sırf bunun için bile yaşanması gereken bir tecrübe Shinkansen. Trenler çok konforlu, ancak yine de “ben daha da konforlu seyahat etmek istiyorum” diyenlerdenseniz,  1.sınıf bilet alarak daha geniş koltukları olan halılı vagonlarda yolculuk yapabilirsiniz.

Tokyo İstastonu - Shinkansen beklerken

Shinkansen

Kyoto İstasyonu

Sabah 9:20’de bindiğimiz 217 No’lu Nozomi kodlu Shinkansen trenimizle 2.5 saatte Koyoto’ya varıyoruz. Tren istasyonundaki “tourist information” merkezine uğrayarak biraz harita ve merkeze ulaşım ile ilgili bilgi ediniyoruz. Burada da Tokyo’da kullanılan Suica kartlar geçerli, ancak isterseniz 24 saat ya da 48 saatlik otobüs ve metroda geçerli biletlerden alabilirsiniz. Günlük biletler 1000 Yen (yaklaşık 25 TL), 48 saatlik biletler 2000 Yen (Yaklaşık 50 TL) civarında ve istediğiniz kadar toplu taşıma aracına binebiliyorsunuz... Tokyo’dan farklı olarak Kyoto da otobüsler de şehir içi ulaşımı için çok iyi bir alternatif. Günlük bilet almayıp otobüse her bindiğinizde ödeme yapmak isterseniz 230 Yen (yaklaşık 10 TL) ödemeniz gerekli. Otobüslere arkadan binilip, önden iniliyor.

Kyoto metro

Biz de tren istasyonundan metroya binerek şehir merkezindeki otelimize eşyalarımızı bıraktıktan sonra 12 No’lu otobüsle önce şehrin kuzeydoğusundaki Kinkakuji Temple (Golden Pavillion) denilen Budist Tapınağına  gidiyoruz. Tapınağın içinde bulunduğu bahçe ve gölet de muhteşem. Girişi 500 Yen ve 17:00’e kadar ziyaret edilebiliyor. Aynı zamanda bahçesi içindeki “teahouse” (çayevi)’nde, 500 Yen karşılığında sıcak ya da soğuk yeşil çay içerek küçük bir yeşil çay seremonisi yaşayabilirsiniz.

Kinkakuji- Golden Temple

Buradan sonraki durağımız, yine 12 No’lu otobüsle ulaşabileceğiniz Nijo Castle oluyor. Burası da, Kyoto’nun görülmesi gereken yerlerinden biri. 1603’de Edo döneminin ilk shogun’u için inşa edilen yapı, yapılan eklemelerle hayli büyütülmüş ve 1867’den sonra bir dönem  kraliyet sarayı olarak da kullanılmış. İçindeki harika bahçeleri ve ahşap mimarisinin etkisiyle de 1994 yılında Unesco Dünya Mirası listesine alınmış. Buraya giriş 600 Yen ve burası da 17:00’de kapanıyor, 16:30’a kadar ziyaret için giriş yapılabiliyor.

Nijo Castle

Otelimizin üzerinde bulunduğu Shijo-dori, Kyoto’yu kuzey/güney yönünde ikiye bölen ve Kamo Nehri’ne kadar uzanan en önemli caddelerinden biri. Bu yoldan batı yönünde ilerleyerek gittiğinizde eski Kyoto diye de adlandırabileceğimiz Gion Bölgesi’ne ulaşıyoruz. Tam olarak Kamo nehri ile Kyoto’nun en önemli Shinto tapınağı olan Yasaka Shrine (Tapınak)’ı  arasındaki bu bölge, aynı zamanda Geisha Bölgesi olarak da biliniyor. Şanlıysanız pek fazla ortada olmasalar da geleneksel giysiler ve makyajları ile geyşaya rastlayabilirsiniz. Biz de bu anlamda şanslıydık ve hem gece hem de gündüz bu bölgeyi gezerken çok fazla olmasa da birkaç geyşa karşımıza çıktı:)

Gion

Gion Bölgesi’nde Kamo nehri kıyısındaki Kiyamachi-dori Caddesi, bazıları nehir manzaralı olmak üzere bizdeki ocakbaşı mantığına benzeyen “tepenyaki” yapılan restoranlarla, Japon meyhanesi olarak niteleyebileceğimiz “izakaya”lara ev sahipliği yapıyor. Akşam yemeği için biz de bu caddeyi tercih ettik.

Kyoto’daki ikinci ve son günümüzde, 26 no’lu otobüsle gittiğimiz Gümüş Tapınak olarak da bilinen Ginkakuji Temple ilk durağımız oldu. Ne yazık ki yine yağmurun azizliğine uğradık ve buradaki harika bahçeyi yağmur altında gezmek zorunda kaldık. Otobüsle indiğimiz yer ile tapınak arasında çok fazla sayıda hediyelik eşya dükkanı var, bunlara da göz atmadan geçmeyin derim. Tapınağa giriş 500 Yen.  Tapınaktan çıktıktan sonra da güneye doğru inen Philosopher’s Path (Filozofun Yolu)’ndan mutlaka yürümek gerek. Burası sakura dönemi açan çiçeklerle ayrı bir güzel oluyormuş ama yağmurda bile bu yoldan yürümek çok dinlendirici ve huzur vericiydi. Bir kanal boyunca Ginkakuji ile Nanzenji tapınakları arasında uzanan bu dar ve ağaçlı patika ismini, 20.yüzyılın önemli Japon filozoflarından ve Kyoto Üniversitesi profesörü Nishida Kitaro’dan alıyormuş. Kendisi her gün üniversiteye giderken bu yolu kullanıp bir nevi günlük meditasyonunu bu şekilde yaparmış. Bu yol üzerinde pek çok irili ufaklı tapınağın yanı sıra birkaç kafe de var.

Ginkakuji

Ginkakuji

Ginkakuji

Philosopher's Path

Philosopher's Path

Bu yolun sonundan tekrar şehir merkezine inmek üzere 100 No.lu ekspres otobüsü kullandık. Yol sorduğumuz, yürümekte bile zorlanan yaşlı Japon Amca’nın dilimizi anlamak için uğraşmasını ve tarif edemediği için de zar zor yürüdüğü halde yolunu değiştirip bizimle belli bir yere kadar gelip otobüse kadar yolcu etmesini hala unutamıyorum. Japonlar, çok yardımseverler. Japonca dışında fazlaca dil bilmediklerinden zaman zaman anlaşmak problem olsa da size yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Otelimizin de bulunduğu Shijo-dori 

Şehir merkezinde de, aynı zamanda Gion Shrine olarak da bilinen Yasaka Shrine (Tapınak)’ını ziyaret ettik. Buradan Gion’ a geçerek öğle yemeğimizi yedikten sonra akşamüstü tren saatimize kadar, Kyoto’nun görülmesi şart yerlerinden biri olan Shijo-dori üzerindeki Nishiki Market’e uğrayarak çeşit çeşit Japon yiyecek ve özellikle kurutulmuş balığı ve daha birçok ürünü renkli sunumlarla gördüğümüz zevkli bir gezinti yaptık.

Yasaka Shrine

Yasaka'dan Shijo Dori'ye bakış
Nishiki

Nishiki

Nishiki

Nishiki

Sonrasında da 2.5 saatlik “hızlı” bir Shinkansen yolculuğu ile tekrar Tokyo’daydık... Eğer Japonya’ya yolunuz düşerse ve birkaç gününüz varsa mutlaka en azından 1 gece Kyoto’da kalacak şekilde bir program yapın ki, bu güzel şehrin huzurlu ama bir o kadar da modern havasını tatma fırsatı yakalayın derim.