marktplatz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marktplatz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

ROTHENBURG ob der TAUBER



Rothenburg, Almanya’da ve Hollanda da yer alan çok sayıda Rothenburg şehirlerinden biri. Romantik rotada yer alan bu şehri, diğerleriyle karıştırmamak için tam adıyla yani Rothenburg ob der Tauber (Tauber’in üzerindeki Rothenburg) şeklinde anmakta fayda var. Rothenburg, kelime anlamıyla kırmızı kale demek. Adını da bir rivayete göre evlerinin kırmızı tonlarındaki değişik yapılı kiremitlerinden alıyormuş.

Rothenburg Evleri
 

Sabah saatlerinde Nürnberg’den bindiğimiz trenle iki aktarma yaparak 1.5 saatte Rothenburg’a ulaşıyoruz.Tren bileti ise gidiş-dönüş 10 Euro civarında.Tren istasyonu iyi korunmuş bu orta çağ şehrinin merkezine oldukça yakın. İstasyondan çıkıp sola doğru Ansbacher Strasse üzerinden devam edip şehri çevreleyen surların kapılarından biri olan Röder Kapısı’ndan bu şirin şehre giriyoruz. Hemen kapının önünden başlayan Rödergasse bizi şehrin kalbi Markplatz’a götürüyor. Markplatz’daki en önemli yapılar, Rathaus (Belediye Binası), turizm ofisinin de yer aldığı Eski Şehir Konseyi’nin Tavernası olarak anılan bina, Tarihi Kasa binası ve Kulesi.  Eski Şehir Tavernası olarak bilinen binada eskiden şehir konseyi üyeleri sosyalleşir ve bolca bira içerlermiş. Biz de bu meydandaki turizm ofisine uğrayıp şehir haritasını alıyor ve saat 14:00’de İngilizce bir yürüyüş turu olduğunu öğreniyoruz. Bu tura katılmak için hala vaktimiz var. O zamana kadar biraz da şehri kendimiz geziyoruz. Eğer yolunuz noel döneminde Rothenburg’a düşerse bu turu almanızı tavsiye ederim. Rehberimiz Harry konusuna çok hakim ve başka yerlerde duyamayacağımız bilgileri bize çok güzel bir dille anlatıyor. 

Ansbacher Strasse

Röder Kapısı

Rothenburg Sokakları


Rathaus ve Kulesi


Eski Şehir Konseyi Taverna Binası
 
 
Röder Geçidi


Yürüyüş turumuzu beklerken biz de önce Markplatz yakınındaki St.Jacobs Kilisesi’ne uğruyor sonra da kilisesinin de bulunduğu Kirchplatz’ı gezip Oberer Schmiedgasse üzerinden ilerleyip Rothenburg’un en manzaralı bölgelerinden biri olan Plönlein’e ulaşıyoruz. Buraya gelen herkes gibi Rothenburg’un kartpostal niteliğindeki fotoğraflarından çekmeyi de ihmal etmiyoruz. Plönlein’ın sonlandığı noktada ise Siebers Kulesi var.

St.Jacobs Kilisesi

Plönlein

Plönlein


Plönlein’dan sonra yürüyüş turumuza katılmak üzere tekrar Rathaus’a doğru ilerliyoruz. Yol üzerindeki Schneeball (yani Kartopu) adı verilen bu yöreye özgü büyük yuvarlak içi boş bir bisküviye benzeyen ve bademli, karamelli, çikolatalı gibi çok çeşitli tatları olan tatlıyı denemek için Schmiedgasse üzerindeki Diller adlı fırına giriyoruz. Hem kahve eşliğinde tatlının tadına bakıyor hem de biraz ısınıp soluklanıyoruz. Schneeballe’nin ücreti çeşidine göre 2.5 Euro ile 3.5 Euro arasında değişiyor. 

Diller

"Diller"de "Schneeballe" yapımı...
 
Schneeballe (Kartopu Tatlıları)


Daha sonra Rathaus’un önünden başlayacak 90 dakikalık turumuza katılmak üzere tekrar Markplatz’dayız. Gündüz turunun yanı sıra bir de her gün 20:00’de yapılan “Gece Turu” varmış. Eğer şehirde konaklıyorsanız bu turu almanızı da tavsiye ederim. Gündüz turunun fiyatı Almanca tur için 7 Euro, İngilizce tur içinse 8 Euro. Gece turu da 8 Euro’ymuş.

Rothenburg Evleri...

Herngasse
 

Eskiden matbaanın olmadığı dönemlerde esnaf, mağazalarının üzerinde isim yazmak yerine yaptığı işi anlatan semboller kullanırmış. Harry bize çoğu hala korunmuş olarak birçok mağazanın üzerinde isimleriyle birlikte duran tabelaları anlatıyor. Özellikle Davut yıldızına benzeyen sembolün şehirde aslında bira imalathaneleri için kullanıldığını anlatıyor.  Rothenburg sokaklarında dolaşıyor ve şirin evlerini fotoğraflıyoruz. Yürürken kaldırımlara gömülü kare pirinç plakalar dikkatimizi çekiyor. Bu pirinç plakaların, Nazi döneminden önce, çakılı bulundukları  yerde yaşayan ve sonra kendilerinden haber alınamayan ya da ölen/zarar gören isimlere ait plakalar olduğunu öğreniyoruz. 

Pirinç plakalardan bir örnek

Rothenburg
 

Tur sırasında uğradığımız diğer bir nokta da şehir surları oluyor. İsteyenlerin 1200 Euro karşılığında isimlerini surlara yazdırmasının mümkün olduğunu öğreniyoruz. Bu paralar şehrin geliştirilmesi için kullanılıyormuş. Rothenburg etrafındaki 2.5 km.lik surlar üzerinden yaya olarak da dolaşmak mümkün. Bu turu en iyi yapabileceğiniz nokta da Klosterweth ile başlayan ve Burggarten (yani Kale Bahçesi) arasındaki bölge. Buradan şehre adını veren kırmızı damları en net şekilde gözlemlemek ve fotoğraflamak mümkün.  Bu iki noktanın arasında yer alan Imperial Town Museum  (Şehir Müzesi) de zamanınız varsa ziyaret edebileceğiniz başka bir yer. 

Surlar

Surlardan Rothenburg...

Surlardan Rothenburg...

Burggarten

Surlar üzerinde kule
 

Son olarak Rothenburg şehrin ruhuna uygun olarak bir de Noel Müzesine ev sahipliği yapıyor. Müze, Markplatz’a açılan Herngasse üzerinde. Kathe Wohlfahrt adındaki mağazanın içinden girilen müzeye daha gitmeden mağazanın içindeki ışıklı noel süsleri içinde kaybolunuyormuş. Şahsen noel süslemeleriyle renkli ışıklarının gözüme hitap etmesi dışında pek bir ilgim olmadığı için müzeyi ziyaret etmedim ama mağazanın gayet renkli olduğunu söylemeliyim. Mağazada fotoğraf çekmek yasak olduğundan yazıya bu mağazanın fotoğraflarını ekleyemiyorum:( Yolunuz düşerse canlı olarak görmenizi tavsiye ederim.

Noel Müzesi

Kathe Wohlfahrt
 

Günübirlik geldiğimiz Rothenburg turumuzu, hava  erken karardığından ve aktarmalarla uzunca bir yolculuk bizi beklediğinden sonlandırıyor ve tren istasyonuna doğru geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz. Yol üstünde hemen Rödergasse’nin başlangıcındaki Röder Geçidi’nin sağındaki Stadtgraben Caddesi üzerindeki üçüncü ev olan 700 yıllık “Old Craftsmen' House” (Eski Esnaf Evi ve Müzesi)’ni de görerek trenimize binip Nürnberg’e doğru dönüş yoluna çıkıyoruz. 

Old Craftsmen' House

12 Kasım 2016 Cumartesi

İsviçre'nin En Zengin Şehri: BASEL



Basel, Novartis ve Roche gibi ilaç sektörünün dev şirketlerinin merkezlerine ev sahipliği yaptığından İsviçre’nin kimya şehri oalak anılıyormuş.  İsviçre’nin üçüncü büyük şehri olmasına rağmen kişi başına düşen milli gelir olarak bakıldığında İsviçre’nin en zengin şehriymiş. Hal böyle olunca da herşey çok pahalı Basel’de. Öyle böyle değil, basit karton bardakta satılan kahve Migros’ta 3.5 İsviçre Frangı’na , Kunstmuseum (Sanat Müzesi)’nin kafesinde bildiğiniz bir bardak musluk suyu 2 İsviçre Frangı’na (yaklaşık 6 TL’ye) satılıyor diyerek size biraz fikir vermiş olayım. Bu yüzden de tam Fransa ve Almanya sınırında yer aldığı için Basel’de yaşayanlar çoğu zaman bu ülkelere geçerek alışveriş yapıyorlarmış. Tabi buna da bazı kısıtlamalar getirilmiş.

Gross Basel
 

Neyse, para pul meselesini bir yana bırakıp Basel’de görülmesi gerekenlerden biraz bahsedelim. Basel havalimanı  EuroAirport olarak biliniyor ve aslında Fransa sınırları içinde yer alıyor. Bu havalimanı, Almanya’nın Freiburg kentiyle birlikte sınırları içinde bulunduğu Fransa’nın Mulhouse şehrine ve tabi Basel’e servis veriyor ve İsviçre ile Fransa tarafından ortak işletiliyormuş. Havalimanına indikten sonra pasaport kontrolünden geçip bagajınızı alıyor ve gitmek istediğiniz ülkenin kapısını seçerek çıkış yapıyorsunuz. Yanlış ülkenin kapısından çıkmamakta fayda var:)

Gross Basel
 

Havalimanından şehre ulaşım hayli kolay. Hemen geliş terminalinin kapısındaki bilet makinasından 4.40 CHF karşılığında bilet alarak biraz sağa ilerleyerek ulaştığımız duraktan 50 No’lu otobüsle 20 dakikada şehir merkezindeki ana tren istasyonuna ulaşılıyor. Bu otobüsler, 7 dakikada bir kalktığı için ne havalimanından şehre giderken ne de aksi yönde seyahat ederken fazla beklenmiyor. Bu arada trenle de şehir merkezine ulaşım mümkünmüş. Ve de taksi opsiyonu her zaman mevcut tabi ama bu kadar pahalı bir şehirde mecbur kalmadıkça taksi alternatifi pek cazip olmayabilir.  

Wettsteinbrücke
 

Dediğim gibi 20 dakikada şehre vardıktan sonra tren istasyonundaki turizm ofisinden şehir ile ilgili genel bilgi alıp bir harita ediniyoruz ve otelimize eşyalarımızı bırakıp başlıyoruz şehir turumuza... Basel’in eski şehri Gross Basel (Büyük Basel) ve Klein Basel (Küçük Basel ) olarak ikiye ayrılıyor. Gross Basel, şehri doğu-batı yönünde ikiye ayıran Ren Nehri’nin batısında, Klein Basel ise doğusunda yer alıyor. İkisini birbirine bağlayan köprü de, Ren Nehri üzerinde pek çok köprüden en eskisi olan adından da belli olduğu üzere diğer köprülerin ortasında bulunan Mittlere Rhein Brücke (Orta Ren Köprüsü).

Mittlere Rhein Brücke
 

Batı yakada kalan Gross Basel’da görülmesi gereken yerler arasında, Tiyatro’yu ve bu tiyatronun bahçesinde yer alan oldukça hareketli ve enteresan bir havuz-çeşmeyi sayabiliriz. Bu çeşme Fasnachtsbrunnen (yani Karnaval Çeşmesi) olarak biliniyor ve şehirde ayrıca kendi adıyla bir modern sanat müzesi de bulunan Tinguely tarafından 1975-1977 yılları arasında yapılmış.


Fasnachtsbrunnen
 

Tiyatrodan nehir kıyısına doğru devam ederek önce Barfüsserplatz (Meydanı)’na ulaşılıyor Burada noel ve yeni yıl nedeniyle bir lunapark kurulmuş ve bizim orada bulunduğumuz dönemde şehrin tümü gibi bu meydan da yeni yıl pazarları için hazırlanıyordu.


Barfüsserplatz
 

Buradan devam ederek hemen nehrin kenarına ulaştığımız noktada Münster’i (yani Basel Katedral’ini) görüyoruz. Burayı gezdikten sonra hemen arkasında yer alan Pfalz denilen terasa çıkarak Ren Nehri’ne ve Basel’e bir de buradan bakmayı ihmal etmeyin derim.

Münster

Münsterplatz

Pfalz'dan Mittlere Rhein Brücke
 

Münster’den nehri sağınıza alarak Mittlere Rheinbrücke’ye doğru eski şehrin sokaklarından yürüyerek kendimizi, bazı günler pazarın da kurulduğu ve simgesel yapı Rathaus’un (Belediye Sarayı)  da bir kenarında yer aldığı Marktplatz’da buluyoruz.  Buraya açılan sokaklarda gezinmek çok zevkli. Buradan başlayan Freire Strasse ve Falknerstrasse pek çok alışveriş alternatifi bulabileceğiniz caddeler ve daha önce adından bahsettiğim Barfüsserplatz’da sonlanıyorlar. Markplatz’ın diğer yönünde ise eskiden balık pazarının kurulduğu Fischmarkt yer alıyor. Martplatz’da yer alan Rathaus, kırmızı yapısıyla görülmeye değer bir yapı ve avlusuna girip fotoğraf çekmeyi de unutmayın.



Rathaus

Rathaus'dan Marktplatz

Marktplatz

Marktplatz


Marktplatz’dan nehre doğru ilerleyerek ulaştığınız noktada ise Mittlere Rhein Brücke (Orta Ren Köprüsü) yer alıyor. Buradan karşıya geçerek Klein Basel’e ulaşılıyor. Burası eskiden üst sınıf insanların yaşadığı bir bölgeymiş. Günümüzde ise daha çok yabancılar yaşıyor ve köprüyü geçip devam ettiğinizde bu bölgenin en önemli meydanı olan Claraplatz’a ulaşılıyor. Bu bölgede yine pek çok zincir alışveriş mağazaları, Manor adında İsviçre’nin çok katlı alışveriş markasının bir mağazası da yer alıyor. Hazır yeri gelmişken Manor’un en üst katındaki self servis restoranda İsviçre standartlarında nispeten ucuz fiyata lezzetli sayılabilecek yemek yiyebilirsiniz.

Basel, aslında 1-2 günde ana hatlarıyla rahatça gezilebilecek bir şehir. Ancak, şehirde pek çok sanat müzesi  de mevcut. Biz, zamansızlıktan bu müzelere gidemedik ancak 2 ve 15 No’lu tramvaylarla rahatça ulaşılan Kunstmuseum (Sanat Müzesi) bunlardan en bilineni. Müzeye giriş için, sadece sabit sergiyi gezmek isterseniz 16 CHF, hem sabit hem de geçici sergiyi görmek isterseniz 23 CHF ödemek gerekiyor. Müze, Pazartesi günleri kapalıymış.


Kunstmuseum

Kunstmuseum
 

Hazır tramvaylardan söz açılmışken, tramvaylar ve otobüsler şehri bir ağ gibi sarmış ve çok sık geldikleri için şehir içi ulaşım çok kolay. Biz de daha önce Cenevre’de karşılaştığım bir uygulamaya benzer bir şekilde, otelimizin bize kaldığımız süre boyunca sağladığı “Mobility Ticket” ile tüm toplu taşımalardan ücretsiz faydalandık. 

Unutmadan, Gross Basel’i çevreleyen ancak şimdi ayakta kalmamış kale duvarlarının üzerinde hala ayakta duran iki kapı var. Bunlardan biri Gross Basel’in batı tarafında yer alan Spalentor, diğeri ise doğusunda yer alan St-Alban Tor. St-Alban Tor, aynı zamanda Basel’in Küçük Venedik’i olarak bilinen ve özellikle yaz aylarında nehir kıyısındaki şirin sokakları ve mekanlarıyla biraz Alsace havası taşıyan St-Alban semtinin de girişini işaretliyor. Spalentor ise hemen Üniversite’nin devamında şehrin yüksek kesiminde yer alıyor ve Barfüsserplatz’dan 3 No’lu tramvayla buraya ulaşmak mümkün.

Spalentor

Spalentor'dan Gross Basel sokakları

St-Alban Tor

St-Alban
 

Ayrıca, Ren Nehri boyunca özellikle Mittlere Rhein Brücke ile bu köprünün doğusunda yer alan Wettsteinbrücke arasındaki bölümde yürümeyi ihmal etmeyin. Şehri hem bu köprülerden hem de sahil boyunca uzanan Oberer Rheinweg adlı sokaktan fotoğraflamak Basel’in olmazsa olmazı.


Oberer Rheinweg

Oberer Rheinweg'den Gross Basel...

Oberer Rheinweg

Oberer Rheinweg
 

Son olarak, Dreilandereck denilen ve Fransa, Almanya ve İsviçre’nin Ren Nehri üzerinde kesiştiği nokta diye niteleyebileceğimiz liman bölgesini de zamanınız varsa görmenizi öneririm. Buraya 8 No’lu tramvayın Kleinhününgen durağında inerek ve biraz yürüyerek rahatça ulaşılıyor.

Dreilandereck

Dreilandereck
 

Basel, aklımda son zamanlarda gittiğim en pahalı şehirlerden biri olarak yerini alsa da görülesi bir şehir. Öyle ki, buradan günübirlik geçtiğimiz ve Basel’e sadece 60 km uzaklıktaki Colmar’da,  turistik bir kasaba olmasına rağmen,  hem yeme-içme hem de alışveriş etiketlerine baktığımda kendimi ucuzluk cennetinde hissettim diyebilirim.