begijnhof etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
begijnhof etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2016 Çarşamba

Kuzeyin Venedik'i : AMSTERDAM

Amsterdam, 12. yüzyılda Amstel Nehri kıyısında kurulan küçük bir balıkçı kasabasıyken bugün Hollanda’nın nüfus olarak en kalabalık şehri. Adını da Amstel üzerinde kurulu su bendi anlamına gelen Amsteldam’dan alıyormuş. Zamanla bu isim Amsterdam olarak değişmiş. 

Amsterdam ve bisikletler...

Amsterdam

Amsterdam

Amsterdam Kanalları...

Amsterdam

Amsterdam

W Hotel Teras'ından Amsterdam

İlk durağımız, arabamızı da çok yakınına park ettiğimiz Bloemenmarkt-Flower Market (Çiçek Pazarı) oluyor. Amsterdam, şehrin kalbi kabul edilen Central Station (Merkez Tren İstasyonu)’dan başlayarak içeri doğru halka şeklinde ilerleyen kanallar üzerinde kurulu bir şehir. Kanalların bittiği bölümde de büyük bir park olan Vondelpark ve Rijksmuseum, Van-Gogh Museum, Stedelijk müzelerinin de bulunduğu Museum-Plein yer alıyor. Bu bölümdeki en büyük ve en bilinen müze mimarisi de beni kendine hayran bırakan Rijksmuseum. 

Flower Market - Çiçek Pazarı

Rijksmuseum

Müzelerin hemen arkasında başlayan Van Baerlestraat (Van Baerles Caddesi) ise pahalı alışveriş mağazalarının adresi. Burada marka mağazalara ve şehrin geneline hakim olan bisikletlerden farklı olarak geniş cadde üzerinde park etmiş lüks araçlara rastlamak mümkün.

Yine merkeze dönecek olursak, Flower Market’den devam edip birkaç köprüden geçip kanalları görerek  üzerinde pek çok mağazanın bulunduğu bir alışveriş caddesi ve yaya yolu olan Kalverstraat’dan ilerleyip Dam Meydanı’na ulaşıyoruz. Amsterdam’ın en bilinen meydanında Koninklijk Paleis (Karaliyet Sarayı)’nı, Madame Tussauds Müzesi’ni, De Nieuwe Kerk (Yeni Kilise)’i ve 2. Dünya Savaşı kayıplarına adanan Ulusal Anıt’ı  görüyoruz. Meydanda bir yanda Filistin için barış isteyenler Filistin bayraklarıyla gösteri yaparken diğer tarafta Avrupa’nın başka büyük şehirlerinde de şahit olduğum üzere “free hugs” (bedava kucaklama) dağıtanlara rastlıyoruz :) Alışveriş yapmak isteyenler için meydanın hemen arkasında (Yeni Kilise'nin arkasında) Magna Plaza'yı ve Bijenkorf adındaki çok katlı mağazayı önerebilirim. Bijenkorf'un en üst katında güzel bir restoran da var. 

Flower Market - Çiçek Pazarı

Kanal ve Çiçek Pazarı'nın arkası...

Kalverstraat

Dam Meydanı

Ulusal Anıt
Magna Plaza

Bijenkorf

Sonrasında Damrak Caddesi üzerinde Central Station yönünde ilerliyor ve buradan Beurs Plein (Meydanı)’ndan sağa kıvrılarak Amsterdam’ın meşhur Red Light District bölümüne ulaşıyoruz. Camlar önünde müşteri bekleyen hayat kadınlarının yanı başında pek çok kafe ve restoranı görebiliyorsunuz. Amsterdam’ın ne kadar açık ve hoşgörü sembolü olduğunun en büyük göstergesi burası. Aynı zamanda, sex-show ve sex-shop’ların da merkezi Red Light District. Burası bir genelev bölgesinden çok, vitrinlerde müşteri bekleyen hayat kadınları arasında gezindiğiniz bir eğlence merkezi gibi. Bu vitrinler arasında gezinen pek çok aile ve çocuğa da rastlamak mümkün. Ancak direkt fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor.

Damrak Caddesi & Central Station

Red Light District

Red Light District

Red Light District
Red Light District

Amsterdam
Amsterdam

Amsterdam

Buradan geçerek  Kalverstraat üzerinden ilerlerken saptığımız Begijnensteeg sokağından geçip eski evlerle çevrili bir avluda Ortaçağ’dan kalma bir kilisenin yer aldığı Begijnhof’a ulaşıyoruz. Sakinleri rahatsız etmemek için burada  belli bir yere kadar dolaşılabiliyor ve fazla gürültü yapılması istenmiyor.

Begijnhof

Begijnhof

Begijnhof’un çıkışından sağa doğru devam edip Spui Caddesi’ne ulaşıyor ve Cafe Luxembourg’da kahvelerimizi içerek biraz dinleniyoruz.

Spui

Cafe Luxembourg

Amsterdam birkaç saatte gezilemeyecek kadar büyük ve kalabalık bir şehir.  Ancak daha uzun zaman ayırabilirseniz mutlaka kanal turu almanızı ve özellikle müzelerinde zaman geçirmenizi tavsiye ederim. Ayrıca bira seviyorsanız şehrin güney ucunda yer alan Heineken Experience adında Heineken Bira Müzesini’de görebilirsiniz.

Amsterdam

Amsterdam

Akşam olurken...

Amsterdam

Amsterdam’da 1970lerde uyuşturucuların yasayla “hafif” ve “sert” olarak ayrılmasından sonra belli miktarlarda esrar satışının serbest olduğu "coffeeshop" denilen yerler var. Ancak, bunlar diğer kafelerden kapılarında yer alan özel bir çıkartma ile ayrılıyor ve en bilineni de “Bulldog” adı verilen mekan. 

Bulldog

Diyebilirim ki, Amsterdam bir bisiklet şehri. Kanallarla ayrılan sokakları hayli dar da olduğundan olsa gerek, insanlar işlerine giderken veya genel anlamda ulaşımda bisiklet kullanıyorlar. Her yerde bisiklet park yerleri yapılmış. Ve bisikletler şehrin alamet-i farikası haline gelmiş.  

Amsterdam

Gelelim yemek konusuna... Amsterdam'da pek çok güzel restoran, bar ve kafe ve bunlara ek olarak "coffeeshop" mevcut. Neredeyse her köşe başında bir "coffeeshop" karşınıza çıkıyor. Bunlar konusunda pek uzman değilim ama yemeklerinden memnun kaldığım birkaç yeri önerebilirim size. Eğer deniz ürünü seviyorsanız hemen merkezde yer alan Kalverstraat'a açılan sokakların biri üzerindeki "The Seafood Bar"ı tavsiye ederim. Bildiğimiz kumpiri biraz farklı bir şekilde sunan "Jacketz" de güzel bir seçenek. Servis sektörü Avrupa'nın diğer büyük şehirlerine göre hayli gelişmiş, sıcakkanlı insanları olan bir şehir Amsterdam. 


Jacketz

Jacketz

Seafood Bar

Seafood Bar

Her gittiğinizde değişik bir yerini keşfedebileceğiniz özgürlükler şehri Amsterdam,  birkaç saatte gezebilmek için hayli büyük bir şehir.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Çikolata Kokan Romantik Şehir - BRUGGE


Brugge, romantik bir şehir olarak bilinir. Ancak bir o kadar da modern. Burası ne çok büyük ne çok küçük, ne çok hızlı yaşanıyor hayat, ne de çok yavaş, herşey kararında yani. Evet insanları kuzey Avrupa’lı ve dolayısıyla güney Avrupa’ya göre daha “ruhsuz” gibiler ama sanki şehrin romantik havası insanlarına da bulaşmış ve kuzey Avrupa’da olmasına rağmen bana tam da ruhu olan bir şehir izlenimi verdi burası.

Minnewater

Minnewater
 
Brugge’a ilk olarak yıllar önce Düsseldorf’ta çalışırken orada kaldığım bir haftasonu trenle gittim. Yanımda, en yakın arkadaşlarımdan biri vardı. Mevsim sonbahardı, bilirsiniz sonbahar zaten romantiktir. Hal böyle olunca da ayrı bir güzeldi Brugge.  

Minnewater

İlk gittiğimde haftasonu olduğu için şehir cıvıl cıvıldı. Yıllar sonra geçtiğimiz günlede yine bir sonbahar günü tekrar gitmek kısmet oldu bu güzel şehre. Ama bu kez hafta içiydi ve önceki sefere göre hayli sessizdi şehir. Gezmesi bir başka güzel oldu bu kez.

Brugge
 
 
Brugge

Brugge’e  Brüksel’den trenle yaklaşık 1 saatte ulaşılıyor ve ana tren istasyonu da şehir merkezine en fazla 15 dakika yürüme mesafesinde. Hazır gelmişken nereleri görelim derseniz; gezdiğim kısa zaman içinde benim favorilerim; etrafında kafelerle dolu Markt, şehrin içindeki kanal ve parklar, Markt Meydan’ından daha küçük ama mimarisiyle beni kendine hayran bırakan Burg, Minnewater Gölü, Belfort ve Begijnhof oldu.

Begijnenvest

Minnewater
 
Markt Meydanı kafe ve restoranlarla dolu ama burası şehrin başka yerlerine göre biraz daha pahalı, o yüzden yemek için bu meydana giden yollardaki kafeleri de deneyebilirsiniz. Bir de unutmadan, meşhur Belçika çikolatası, harika danteller yine bu meydana açılan küçük caddelerde çok şirin dükkanlarda satılıyor. Yerli halkın da sıkça ziyaret ettiği “Ophelia’s Petit Four” de küçücük ama şehrin ruhuna uygun bir fırın ve kahve dükkanı. Ancak ilk seferinde biz, Markt Meydan’ındaki bir kafede yudumladık kahve ve çaylarımızı ve danteller içinde, yanında  Belçika çikolatası ve kurabiyelerle sunulan çay ve kahvemizin tadını hala unutamam:) Son gittiğimde ise yine Markt Meydan’ndaki Craenenburg’da kahve molası verdik ama ilk gittiğimde soluklandığımız çay dükkanını bulamadığıma üzüldüm... 

Tren Garı
 
Tren Garı’ndan çıktıktan sonra nehri geçer geçmez sağa kıvrılarak Begijnenvest  yolundan (ki burası park içi bir yaya yolu) ilerleyerek önce “Aşk Gölü” olarak bilinen Minnewater’a ulaşıyor ve buradan da rahibelerin yaşadığı ve geniş avlusu ve park içindeki etkileyici yapısıyla Brugge’ün olmazsa olmazlarından Begijnhof’u görüyoruz.


Begijnhof
 
Begijnhof

Buradan çıkıp Wijngaardstraat’tan ilerleyip bizi şehir merkezine doğru götürecek Katelijnstraat ve devamında Mariastraat’ı takip ediyoruz. Mariastraat’ın üzerinde sol tarafta bizi tarihi bir hastane olan ancak şimdi sergi salonu olarak kullanılan Oud Sint-Jan ve hemen karşısında Notre-Dame Kilisesi  karşılıyor.

Brugge
 
Kiliseden sonra ikiye ayrılan yolun sol tarafını takip ederek Sint-Salvatorskathedraal (St. Saviours’s Cathedral) ‘e ulaşıyoruz. Bu katedralin hemen arkasına geçerek ulaştığımız Steenstraat aynı zamanda bir yaya yolu ve Brugge’ün en önemli alışveriş caddesi. Buradan ilerlediğimizde ise kendimizi Markt Meydanı’nda buluyoruz. Markt Meydanı’na açılan Breidelstraat’tan devam edince de Burg Meydanı’na ulaşılıyor. Markt Meydanı noel pazarlarının kurulduğu meydan. Burada, ayrıca girişi 10 Euro olan bir şehir müzesi yer alıyor. Aynı meydanda bir de Bira Müzesi var. Burg Meydanı’ndaki önemli yapılar ise Kutsal Kan Kilisesi, Belediye Binası ve Nüfus İdaresi Binası. Özellikle Kutsal Kan Kilisesi (Basilica of the Holy Blood) görülmeye değer.

Steenstraat

Markt

Markt

Markt

Kutsal Kan Kilisesi

Kutsal Kan Kilisesi

Burg

Burg

Belediye Binası
  
Burg Meydanı’ndan kuzeye doğru ilerleyerek Çikolata Müzesi’ne ulaşıyoruz. Buraya çok yakın bir başka meydan da Jan Van Eyck Meydanı. Burası şehrin tarihi bölgesi.

JanVan Eyck
 
Meydandan Academiestraat’tan geçip tekrar Markt Meydanı’na ulaştıktan sonra Burg Meydanı’ndan güneye doğru Blinde-Ezelstraat üzerinden devam ederek Brugge’ün en çok fotoğraflanan noktasına ulaşıyoruz. Rozenhoedkaai denilen bu nokta, aynı zamanda mevsim uygun olduğunda tekne turlarının da kalktığı yer. Buraya çok yakın “2be” adında bira tadımı yapabileceğiniz bir bira barı ve aynı isimde bir de hediyelik eşya mağazası var. Burada bira tadımı yapmak isterseniz hafif-orta veya sert seçeneklerinden birini 10 Euro karşılığında deneyebiliyorsunuz. Tadım tepsisi içinde minik kadehlerde 4 değişik bira sunuluyor. Hindistan cevizli bira bile olduğunu not olarak ekleyeyim:)

Rozenhoedkaai

Rozenhoedkaai

Rozenhoedkaai

Rozenhoedkaai

2be

2be

2be

2be
Biz de burada biraz dinlendikten sonra hem yağmur başladığından hem de hava erken karardığından Brüksel’e doğru yola çıkmak üzere Oostmeers üzerinden Tren Garı’na geri dönüyoruz.

Eminim her mevsimi başka güzel olan bu şirin şehre hala gitmediyseniz mutlaka gidin ve bunu yaparken de ilkbahar ya da sonbaharı tercih edin:)