frauenkirche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
frauenkirche etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2017 Pazartesi

DRESDEN



Almanya’nın Floransa’sı olarak bilinen Dresden, aynı zamanda Saksonya eyaletinin de başkenti. Dresden, Leipzig’in 100 km. güneydoğusunda, trenle yaklaşık 1.5 saatte ulaşılan şirin bir kent. Biz de sabah bindiğimiz trenle 10:30’da Dresden’e ulaşıyoruz. Tren bileti gidiş-dönüş 16 Euro. Ancak 1 saatte giden ve daha az durakta duran IC ile gitmeyi tercih ederseniz bilet fiyatı 35 Euro civarına yükseliyor.

Elbe
 

Dresden, içinden geçen Elbe Nehri ile iki yakaya bölünmüş. Ana Tren İstasyonu Hauptbahnhof nehrin güney tarafında kalıyor. Şehir merkezine ulaşmak için Prager Strasse üzerinden kuzeye doğru biraz  yürümek gerekiyor. Burası hayli geniş bir yaya yolu ve üzerinde pek çok mağaza, kafe ve restoran var. Buradan ilerleyerek geniş ama geniş olma dışında pek bir özelliği olmayan Altmarkt Meydanı’na ulaşıyoruz. 

Prager Strasse



 
Altmarkt


Buradan sağa doğru ilerlediğimizde karşımıza Frauenkirche çıkıyor. Bu kilise, barışın simgesi Kadınlar Kilisesi olarak 1743’de tamamlanmış. Ancak 1945’de şehrin neredeyse tamamını yerle bir eden bombalanma sırasında nasibini almış ve yerle bir olmuş. 1990’larn başında yenileme çalışmalarına başlanmış ve 2005’de yeniden açılmış. Kilisenin içi oldukça büyük ve yüksek ama bir o kadar da sade. 

Frauenkirche & Neumarkt
 

Frauenkirche’nin bulunduğu Neumarkt Meydanı’nın hemen yakınındaki  Albertinum eskiden cephanelik olarak kullanılıyormuş ancak günümüzde sanat galerisi olarak hizmet veriyor ve romantik dönemden modern döneme kadar uzanan geniş bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor.


Neumarkt’dan nehre doğru ilerlediğimizde nehrin ve nehir üzerindeki Augustusbrücke (Augustus Köprüsü)’nin harika fotoğraflarını çekebileceğimiz Brühlsche Terasse denilen bölüme geliyoruz. Nehre yüzümüzü döndüğümüzde bu terasın sol tarafında kalan kısım, Barok tarzındaki muhteşem binalarıyla Dresden’in merkezi. Karşı kıyıdan ya da nehir üzerindeki köprülerden bu terasa bakarak gerçekten bir kültür ve sanat şehrinde olduğumuzu anlıyoruz.

Brühlsche Terasse

Brühlsche Terasse'dan şehre bakış

Brühlsche Terasse'dan Elbe & Augustusbrücke

Hemen seyir terasının altında yer alan Kunst Cafe Antik adındaki antikalarla dolu dekorasyonu ile ilgi çekici bir kafede kahve molası veriyoruz. Biraz ısınıp dinlendikten sonra tekrar terasa ve devamında da Residenzschloss denilen Rönesans Dönemi’nden kalma eski kraliyet sarayının yer aldığı Schlossplatz’a ulaşıyoruz. Bu meydanda nehrin karşı kıyısına geçilen köprilerden en bilineni Augustusbrücke de var.

Kunst Cafe Antik


Schlossplatz


Residenzschloss
 

Residenzscloss’un hemen yanında yer alan ve bir zamanlar kraliyet ahırı olarak kullanılan ve günümüzde Ulaşım Müzesi olan  Johanneum’un duvarının dış kısmını süsleyen porselenden yapılmış yaklaşık 100 metre uzunluğundaki Fürstenzug adı verilen mozaiği mutlaka görmenizi ve fotoğraflamanızı tavsiye ederim. Üzerinde 25.000 parça bulunuyormuş ve her biri 1904-1907 yılları arasında Wilhelm Walther tarafından boyanmış. 

Fürstenzug


Biraz daha ilerlediğimizde Semperoper adındaki Opera Binası,  Hofkirche denilen Katolik Kilisesi ve şu an içinde pek çok müzeyi barındıran, görkemli bir avluda kurulu  Zwinger’in çevrelediği Theaterplatz’da buluyoruz kendimizi. 

Semperoper
 

Zwinger, çok büyük bir avlu içinde havuzlar, çeşmeler ve birbirine bağlı 5 köşkten oluşuyor. Bu köşkler, günümüzde kraliyet sanat koleksiyonları, porselen müzesi ve ortaçağ ve rönesans döneminin zırhları ve savaş silahlarının sergilendiği farklı müzelere ev sahipliği yapıyor. 

Zwinger
 

Buradan sonra Augustusbrücke’den geçerek şehrin kuzeyine doğru gidiyoruz. Hemen köprüyü geçer geçmez yine geniş bir yaya yolu olan Hauptstrasse’nin başında altın renkli Augustus Heykeli (Goldener Reiter)  karşılıyor bizi. Buradan devam ederek bu kez Haupstrasse üzerinden ilerleyip Albertplatz’a ulaşıyoruz. Yol üzerinde Hauptstasse’ye açılan sokaklardan birinde yer alan kapalı sabit pazar Markthalle’ye de uğruyoruz.  Markthalle’nin hemen yanındaki Schwarz Markt Cafe’de birşeyler atıştırıp yolumuza devam ediyor ve bu kez Dresden Neustadt istasyonundan dönüş trenimize binerek Leipzig’e doğru yola koyuluyoruz. 

Goldener Reiter

 
Hauptstrasse

Markthalle

Neustadt Dresden Istasyonu


Unutmadan, yine şehrin kuzeyindeki yeni bölümü Neustadt’da Görlitzer Strasse üzerinde yer alan Kunsthofpassage ve buradaki Music House görülmesi gereken yerlerden biri. Burası yağmur yağdığında müzik çaldığı söylenen rengarenk evlere ev sahipliği yapan güzel bir avlu. Pasajın Elementler Avlusu olarak adlandırılan bölümünde yer alan evlerin cephelerinde elementleri temsil eden figürler yer alıyor.


Dresden, kanımca zaman ayırarak detaylı gezilmesi gereken bir şehir. Zamanım kısıtlı olduğundan gereken ilgiyi gösterememiş olsam da her adımında sanat kokan gezip görmekten büyük zevk aldığım bir şehir oldu.

14 Aralık 2016 Çarşamba

NÜRNBERG



Almanya’nın Bavyera eyaletinde yer alan Nürnberg, özellikle noel pazarlarıyla ünlü. Aynı zamanda  bu eyaletin de Münih’ten sonra ikinci büyük şehriymiş. THY’nin sabah saatlerindeki uçağıyla Nürnberg’e 10:30 civarında ulaşıyoruz. Havalimanından şehre ulaşım için en pratik yol UBahn denilen metro. Metroya binmek için hemen geliş terminalinin çıkışındaki makinelerden 3 Euro karşılığında bilet alarak yürüyen merdivenlerden aşağıya inip U2 hattına ulaşıyoruz. U2 hattı neredeyse her 10 dakikada bir kalkıyor. Şehir merkezine olan yaklaşık 7 km.lik yolu 15 dakikada katedip Hauptbahnhof denilen Ana Tren Gar’ına ulaşıyoruz.

Nürnberg
 
U2 - Havalimanı hattı

Hauptbahnhof
 

Otelimiz istasyona çok yakın olduğundan eşyalarımızı otele bırakıp şehri tanımaya başlıyoruz hemen. Nürnberg’in eski şehri diye bilinen merkezi, kale surları arasında yer alıyor ve birkaç kapıdan bu bölgeye giriş mümkün. Biz de Hauptbahnhof’a en yakın kapı olan Königstor’dan girerek şehri keşfe başlıyoruz. İlk olarak hemen kapının girişinde noel sebebiyle kurulan pazarın bir bölümü olan ve daha çok el sanatları ürünlerinin sergilendiği Handwerkerhof karşılıyor bizi. Buradaki tezgahlara göz atarak sağ tarafa doğru ilerleyip Königstrasse boyunca ilerleyerek Nürnberg’in görülmesi gereken noktalarından Lorenzkirche (St. Lorenz Kilisesi)ne ulaşıyoruz. Hazır yeri gelmişken, hemen Königstrasse’nin başlangıç noktasında çelik ve cam binanın alt katında turizm ofisi var. Buradan şehrin haritasını da alabilirsiniz.

Handwerkerhof

Lorenzkirche
 
Handwerkerhof


Lorenzkirche’den devam ederek Regnitz Nehri üzerindeki birkaç köprüden biri olan Museumbrücke’den (Müze Köprüsü) geçerek en büyük noel pazarının da kurulduğu Haupmarkt’a ulaşıyoruz. Burada ayrıca Rathaus (Belediye Binası), Frauenkirche ve demir korkuluğunda yer alan demir halka çevrildiğinde uğur getirdiğine inanılan Schöner Brunnen (Güzel Çeşme) de yer alıyor. Meydana ulaşırken geçtiğimiz Museumbrücke’den düz ilerlemeyip sağa doğru döndüğünüzde ise şu an bir restoran olarak hizmet veren ve eski dönemlerde zenginler tarafından ihtiyaç sahipleri bakılabilsin diye inşa ettirilmiş Heilig-Geist-Spital adındaki renkli hastane binasına ulaşılıyor. 

Heilig-Geist-Spital

Hauptmarkt

Frauenkirche & Schöner Brunnen

Rathaus
 

Hauptmarkt’ın hemen yakınında yer alan St. Sebald Kilisesi de görülmeye değer diğer bir yer. Buradan devam ederek ilerlediğimizde şehri kuş bakışı görebileceğiniz en güzel noktalardan biri olan Kale’ye yani Kaiserburg’a ulaşıyoruz. Buradan Nürnberg’i kuş bakışı izleyip fotoğraflıyoruz. Dönüş yolunda Kale’ye çıkan sokaklardan biri olan Albrecht Dürer Caddesi’nin hemen başında yer alan Dürer’in, şimdi müze olan, evine ulaşıyoruz. Günün belli saatlerinde Dürer’in evini, eşi rolünü üstlenen bir görevli eşliğinde gezmek mümkün. Müzeyi gezmek için 5 Euro ödeniyor. Ancak eşinin gezdirdiği turlar 7.5 Euro. Ama bu turları saat olarak yakalamak pek kolay değil ve günde sadece bir kez İngilizce olarak yapılıyor.

Kaleden...

Kale

Kaleden Nürnberg

A. Dürer Evi
 

Albrecht Dürer, Nürnberg için çok önemli bir karakter. Havalimanı bile onun adıyla anılıyor. Şimdi müze olan evinin bulunduğu caddeden güneye doğru ilerleyip Spielzeugmuseum (Oyuncak Müzesi) civarında Neef Cafe’de bir kahve molası veriyoruz. Burada bu bölgeye özgü Leebkuchen (bizim ay çöreğinin dolgusuna benzer bir tat) çöreğinin Strudel (rulo) şeklinde yapılmışını tadıyor ve çay içerek biraz ısınıyoruz.

Neef'de Leebkucken
 

Bu molanın ardından tekrar yollara düşüyor ve bu kez Maxplatz üzerinden ilerleyip Max-brücke’ye (Max Köprüsü) ulaşıyoruz. Max-brücke’nin yakınında Almanya’nın en eski asma köprüsü Kettensteg’i görüyoruz. Köprü dediğime bakmayın, oldukça küçük ve kısa çelik bir yoldan bahsediyoruz.

Maxbrücke
 

Kettensteg dışında bir de üzerinden geçmekten ve fotoğraf çekmekten zevk aldığımız bir köprü de Henkersteg oluyor. Bu tahta köprüden geçerek ulaştığımız nokta ise, daha çok butiklerin yer aldığı Trödelmarkt. Burası şehrin diğer yerlerine göre oldukça sessiz ve Regnitz Nehri üzerinde küçük bir adacık şeklinde uzanıyor. Her iki yönden birkaç köprüyle de ana karaya bağlanmış. 

Henkersteg

Trödelmarkt

Henkersteg & Trödelmarkt
 

Trödelmarkt’ın tam ortasından geçen Karlsbrücke (Karls Köprüsü) ile tekrar güneye ilerleyip Adler ve Karolinen Caddelerini geçerek Breite Gasse’ye ulaşıyoruz. Bu caddeden sağa (yani batı yönünde) ilerlediğimizde de Nürnberg’in olmazsa olmazlarından Weisser Turm (Beyaz Kule) çıkıyor karşımıza. Hemen bu kulenin önünde evliliğin değişik evrelerinin sembolize edildiği havuzlu heykeli de (Ehekarussell)  görmeden geçmemek gerek. 

Ehekarussell


Weisser Turm & Ehekarussell
Weisser Turm


Nürnberg, Bavyera’nın en büyük şehirlerinden biri olmasına rağmen  1-1.5 günde rahatça gezilebilecek bir şehir. Biz de Romantik Yol üzerinde kalan başka şehirlere de uğrayacağımızdan iyi bir planlama ile bir günde neredeyse şehrin her noktasını görüyoruz.


Nürnberg, Hitler’in şehri olarak da biliniyormuş. Eğer Nazi’ler başarılı olsalarmış Nürnberg, Almanya’nın başkenti olacakmış. Şehir merkezinin biraz dışında yer alan Zeppelinfeld denilen açık saha da filmlerde sıkça gördüğümüz Hitler’in kitlelere hitap ettiği meydan. Burayı da görmek isterseniz  S2  tramvay hattının Frankenstadion durağında inip biraz yürümek gerekiyor. Ancak burası biraz ıssız bir yer, o yüzden buraya gitmeyi planlıyorsanız mümkün olduğunca gündüz saatlerinde gitmekte fayda var.


Son olarak biraz da Nürnberg’de nerede ne yenilir konusuna değineyim. Daha önce Münster’de de karşımıza çıkan ve başka Alman şehirlerinde de şubesi olduğunu öğrendiğimiz Hans im Glück (Şanslı Hans) eğer farklı ve organik et kullanılarak yapılmış (vejeteryan alternatifleri de mevcut) hamburger tatmak isterseniz  mutlaka uğramanız gereken bir mekan. Hem iç döşemesi hem de farklı menüleri denemeye değer. Ayrıca daha hızlı birşeyler yemek isterseniz ve deniz ürünlerinden hoşlanıyorsanız Almanya da çok sık rastlayacağınız tatlardan Nordsee’ye uğrayabilirsiniz.  Ayrıca Haupmarkt’ta bir binanın birinci katında yer alan ve yaz aylarında güzel bir meydan manzarası olduğuna emin olduğum Alex, içkinizi yudumlamak ya da hafif birseyler atıştırmak için gidebileceğiniz güzel bir mekan. Son olarak Königstrasse üzerindeki Cocina değişik kokteyllerinin yanısıra  Meksika mutfağını seviyorsanız tavsiye edebileceğim başka bir mekan. Kahvaltı için ise Trödelmarkt’ta hemen Karlsbrücke’nin yakınında yer alan Cafe an Trödelmarkt’ı ve Hauptbahnhof içindeki Rubenbauer’i önerebilirim. 

Rubenbauer - Hauptbahnhof

Cocina

Alex

Nürnberg, Almanya’nın Romantik rotasını ziyaret etmek isterseniz, bizim gibi baz alıp diğer şehirlere günübirlik gidebileceğiniz kendisi de güzel bir şehir. Noel zamanı (25 Kasım - 24 Aralık) arası da ayrı bir güzel oluyor şehir. Zira burada kurulan Noel pazarları Almanya’nın en meşhur noel pazarlarından biriymiş. Hatta kardeş şehirler için ayrılmış bölümde Nürnberg’in kardeş şehirlerinden biri olduğunu öğrendiğimiz Antalya’ya ait bir standa bile rastlıyoruz.

16 Aralık 2015 Çarşamba

MÜNİH

Bavyera eyaletinin başkenti olan Münih, aynı zamanda Berlin ve Hamburg’dan sonra Almanya’nın üçüncü büyük kentiymiş. Yüksek yaşam kalitesine sahip olan şehir, 2.5 milyondan fazla nüfusuyla Almanya’nın en çok göç alan kentlerinden biri.

Kaufinger Strasse

Türkiye’den günde birkaç kez yapılan seferlerle Münih’e 2 saat 15 dakikada ulaşmak mümkün. Şehrin yaklaşık 30 km. kuzeydoğusundaki Franz Josef Strauss Havalimanı, Almanya’nın Frankfurt’tan sonra  ikinci büyük havalimanı olma özelliği taşıyor. THY,  Star Alliance ve Lufthansa’nın kullandığı terminali değil, Terminal 1’i kullanıyor. Havalimanından şehre ulaşım çok pratik. Taksiye 50 Euro civarı ödemek istemiyorsanız , S1 veya S8 hatlarıyla 40 dakikada “Hauptbahnhof” denilen ana tren garına ve merkezdeki pek çok noktaya ulaşmak mümkün. Ancak, S1 hattı S8 hattından biraz daha uzun... Şehre ulaşım için havalimanı Terminal 1’den de 2’den de yeşil ile işaretli S harflerini takip ederek SBahn hattına  ulaşıp her 20 dakikada bir kalkan trenlerden birine binmek mümkün. Bilet bedeli 10.80 Euro ve makinelerden alınabileceği gibi hemen SBahn’a inen merdivenlerin başındaki  gişelerden de alınabiliyor.

Weihnachten Markt (Noel Pazarı)

Ben de biletimi aldıktan sonra çok dakik çalışan Alman demiryollarının S8 hattıyla tam 40 dakikada Haupbahnhof’a ulaşıyor ve buraya çok yakın otelime yerleşip hemen şehri dolaşmaya başlıyorum. Gittiğim dönem itibariyle çok şanslıyım. Bütün şehirde ve özellikle de ana meydanlarda “Weihnachten Markt “ denilen Noel marketleri kurulduğundan şehir ışıl ışıl. İlk durağım Munih’in kalbi sayılan Marienplatz oluyor. Burası ve buraya açılan sokaklar Noel alışverişi yapanlar için ışıl ışıl süslenmiş.

Haupbahnhof

Neuhauser Strasse

Marienplatz’a gitmek için otelden bindiğim metro ile Karlsplatz (Stachus) denilen durakta iniyorum. Buraya adını veren Karlstor (Karls Kapısı) eski şehrin ayakta kalmış üç kapısından biri. Meydanda yer alan “Justizpalast” yani Adliye Sarayı ise şehrin en güzel yapılarından biri. Burayı arkanıza alıp Karlstor’dan geçerek ulaşılan Neuhauser ve bunu takip eden Kaufinger Strasse yaya yolları ve sizi tam şehrin göbeğinde yer alan Marienplatz’a ulaştırıyor.

Karlplatz(Stachus) İstasyonu

Karlstor

Neuhauser Strasse

Neuhauser Strasse

Marienplatz ve çevresindeki  en önemli yapılar, Neues Rathaus mit Glockenspiel  (Yeni Belediye Binası), Frauenkirckhe, Theatinerkirche, Altes Rathaus (Eski Belediye Binası), National Theater (Ulusal Tiyatro), Alterhof (Eski Kraliyet Sarayı) ve Residenz-Brunnenhof (Saray). Neues Rathaus, her ne kadar yeni olarak anılsa da aslında yapımı 1908’de tamamlanmış. 9200 metrekarelik bir alana yayılmış binanın bir de avlusu mevcut. Bu avlu da mevsim dolayısıyla yine birbirinden renkli Noel tezgahları ile doluydu.  Ayrıca 85 metrelik kulesinden asansör ile çıkarak şehri bir de kuşbakışı görebilirsiniz. Rathausturmes adı verilen bu kuleye çıkış için de 2.5Euro ödeniyor.  Ayrıca bu görkemli yapının saat kulesinde yer alan ve hergün saat 12:00’de yerel bir evlilik hikayesini “glockenspiel “adı verilen vurmalı çalgı ile anlatan saatin görsel şölenine tanıklık etmeyi de ihmal etmeyin:)

Neues Rathaus mit Glockenspiel

Frauenkirche

Marienplatz’dan Peterskirche (Peters Kilisesi) yönüne ilerlediğinizde karşınızda  Viktualien Markt denilen açık hava pazarını bulacaksınız. Burası Pazar hariç hergün sabah 8:00’den akşam 20:00’ye kadar açık ve pek çok şeyi aynı anda bulabileceğiniz küçük tezgahlardan oluşuyor. Yine Noel döneminde denk geldiğim için hayli renkli olduğunu söylememe gerek yok sanırım:)

Viktualien Markt

Viktualien Markt


Marienplatz’dan kuzey yönüne Diener Strasse’yi takip ederek Residenz adı verilen eskiden Bavyera kraliyet ailesinin kullandığı saraya ulaşıyoruz. Burası şu an oda dekorasyonları ve zengin eşya koleksiyonun sergilendiği bir müze olarak hizmet veriyor ve Almanya’nın en büyük şehir sarayı olma özelliğini taşıyor. Hemen yanında, yine ihtişamlı yapısıyla National Theater (Ulusal Tiyatro) yer alıyor.

Residenz

Marienplatz’ın hemen arkasında ikinci büyük meydan olan Marienhof’un bir kenarını boydan boya kaplayan Dallmayr’ın meşhur dükkanına girerek deyim yerindeyse kendimi kaybediyorum. Aslında meşhur bir Alman kahve markası olan Dallmayr, Dienerstrasse üzerinde ve Residenz’e giderken de önünden geçiliyor.  Noel sebebiyle de çok renkli dekore edilmiş mağaza kapalı bir alışveriş merkezi  kıvamında  ve pek çok yöresel yiyecek ürününü buradan satın almak mümkün. Tabi yine herşey Noel temalı. Aynı zamanda mağaza içinde bir de kafesi var ve zamanınız varsa bir mola vermek için güzel bir tercih olabilir.

Dallmayr

Dallmayr

Münih’teki ilk günümü böyle kapattıktan sonra ertesi gün ilk olarak,  17 No’lu tramvay hattının Schloss Nymphenburg durağında inerek  Nymphenburg  Sarayı’na gidiyorum. Burası geniş bahçesi ve ihtişamlı yapısıyla Münih’in görülmesi gereken yerlerinden biri. Saraya giriş için değişik bilet alternatifleri var ama sadece saray ve galerisini görme imkanı veren biletin fiyatı 6 Euro.

Nymphenburg Sarayı

Buradan sonraki durağım ise, tramvay ile Sendlinger Tor’a geri dönerek burada U8 metro hattının Olympia-Zentrum istasyonundan rahatça ulaştığım 1972 Olimpiyatları için inşa edilmiş kompleks oluyor. Hemen metro istasyonunun yanıbaşında BMW Müzesi ile BMW temalı pek çok ayrıntıyı görebileceğiniz BMW Welt (BMW Dünyası) var. Münih’e gelip de buraları görmeden olmaz diyerek hem burayı hem de Olimpiyat Parkı içinde yer alan 290 metre uzunluğundaki Olympiaturm (Olimpik Kule)’un 190. metresindeki seyir terasından şehre kuşbakışı bakmayı ihmal etmiyorum. Kuleye çıkış 5.5 Euro. Bu kulenin 181. metresinde de bir döner restoran var ve yemek servisi de almak mümkün. Fiyatı Avrupa standartlarında normal sayılacak seviyede olsa da kişibaşı 5.5 Euro gibi ekstra seyir parası ödemek gerekiyor. Yani kuleye çıkış parasını yemek yeseniz de yemeseniz de her durumda ödemek zorundasınız:)

BMW Welt

Olympiaturm

Olympiaturm'dan kuşbakışı Olimpiyat Köyü

Buradaki ziyaretimi de tamamladıktan sonra metroyla Sendlinger Tor’a geri dönüyor ve buradan başlayarak Marienplatz’a doğru ilerleyen Sendlinger Strasse üzerinden tekrar şehrin kalbine ulaşıyorum. Sendlinger Strasse de, pek çok alışveriş markasını bulabileceğiniz bir cadde ve hayli renkli. Bu cadde üzerindeki Asamkirche de küçük olmasına rağmen hem dış mimarisi hem de içindeki detaylı dekorasyonu için görülmeye değer.


Sendlinger Tor

Sendlinger Strasse

Asamkirche

Hazır “Tor”lardan yani şehir kapılarından bahsetmişken; Münih’in eski şehir surlarını çevreleyen 4 kapısı varmış ve bunlardan halen ayakta duran üç tanesi de şehrin güney tarafında ve batıdan doğuya doğru Karlstor, Sendlinger Tor ve Isartor olarak sıralanıyor. Isar, aynı zamanda şehrin doğu ve batısını ayıran nehir. Kapılardan biri de hemen bu nehrin yanıbaşında olduğu için bu adla anılıyor. Şehrin daha kuzeydeki kapısı ise 19.yüzyılın başlarında şehrin genişletilmesi kapsamında yıkılmış ve yerine Feldhernhalle denilen bir anıt yapı inşa edilmiş.

Feldhernhalle

Isar

Son olarak, Münih’in olmazsa olmazlarından biri olan İngiliz Bahçeleri’ne de uğramadan olmaz diyerek, U6 numaralı metro hattının Gisela Strasse durağında inip kısa bir yürüyüşle kendimi Englischer Garten (İngiliz Bahçesi)’nde buluyorum. Burası, dünyanın en büyük kent parklarından biriymiş. Hatta 3.7 km.karelik alanıyla New York’taki Central Park’tan bile daha büyükmüş. İçinde göletler, yürüyüş parkurları, pagoda şeklinde inşa edilmiş Çin Kulesi, bira bahçeleri, Japon Çay Evi ve köprüler yer almaktaymış. Park içindeki yürüyüş yollarının uzunluğu 70 km.den fazlaymış. Bu sebeple bu yolların tümünden geçemesem de havanın da yardımıyla elimden geldiğince uzun vakit geçirdiğim şehrin göbeğinde yapılanmış bu geniş park bambaşka bir dünyaya götürüyor insanı.

Gisela Strasse

Englischer Garten

Englischer Garten

Münih’te ne yenilir ne içilir derseniz Bavyera’da ve belki de tüm Almanya’da en rağbet gören yiyecek bratwurst, yani sosis. Noel zamanı kurulan pazarlardan tutun da şehrin pekçok yerinde domuz etinden yapılan sosisleri bira eşliğinde yiyen insanlar görmek mümkün. Bunun dışında daha şık bir ortamda  birşeyler tatmak isterseniz Marienplatz ile Residenz arasında kalan Maximilian Caddesi 15 Numarada yer alan “Brenner”i tavsiye edebilirim. 

Brenner

Ayrıca yine Bavyera klasiklerinin tadına bakabileceğiniz şehrin doğu yakasında yer alan Lilienstrasse üzerindeki “Wirtshaus In der Au”da klasikleri olan ördek etinin tadına bakmanızı öneririm. Buranın dekorasyonu ve Bavyera tarzında giyinmiş çalışanları da  ilginizi çekebilir.

Wirtshaus in der Au

Wirtshaus in der Au

Ayrıca tesadüfen keşfettiğim ve Marienplatz’dan çıkan sokaklardan biri olan Weinerstrasse üzerindeki bir pasajdan geçerek gidilen küçücük bir İngiliz çay dükkanı “The Victorian House” da şirin ambiyansı ve çeşit çeşit çaylar ve tatlılarıyla geziler arasında soluklanmak için güzel bir seçenek. Dilerseniz buradan değişik çaylardan satın almak da mümkün. Bir de Neues Rathaus’un avlusunda yer alan self-servis restoranında yerel tatların tadına çok ucuza bakabilirsiniz. Akşam yemekeri için olmasa da kısaca geçiştirmek isteyeceğiniz öğle yemekleri için iyi bir tercih olabilir.

The Victorian House


Ve bu kısa bilgilerin ardından, kısa ama dopdolu geçen Münih gezimin de sonuna geldim. Diyebilirim ki, Münih de, diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi eskiyi ve klasiği korurken modernliği elden bırakmamış bir şehir. Türkiye koşullarında olmasa da Avrupa koşullarında hayli kalabalık olmasına rağmen kalabalığın sizi boğmadığı bir düzeni var.