Yunan Adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yunan Adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2014 Cumartesi

KOS - Nam'ı diğer İSTANKÖY ADASI



Kos, Bodrum’un sadece 15 km. açığında yer alan ve bizim İstanköy diye de tanıdığımız oniki Yunan adasından biri. Kos’un 30.000 civarı olan nüfusunun, 3.000 kadarı en büyük dini azınlık olan müslüman Türklerden oluşuyormuş... 

Adaya, Bodrum’dan 40 dakikada küçük feribotlarla ulaşabileceğiniz gibi diğer Yunan adalarından da deniz otobüsü veya feribotla ulaşım mümkün. Bodrum’dan Turkish Sealines seferleriyle ulaşmak isterseniz gidiş-dönüş ücreti 22 Euro, tek yön ücreti ise 17 Euro. Biz önce Symi adasına gittiğimiz için, Kos’a Symi’den Yunan Dodekanisos firmasının deniz otobüsüyle geçiyoruz. Bunun tek yön ücreti ise 22 Euro. Symi’den sabah 9:30’da bindiğimiz feribotla 11:00’de Kos’a varıyoruz. 

Bizi Kos'a getiten deniz otobüsü

Kos’ta gemilerin yanaştığı bir liman ve bu limanın bir batısında daha çok turistik teknelerin yanaştığı içerlek bir marina, diğer tarafında da daha özel teknelerin yanaştığı sadece tekne sahiplerinin girebildiği daha özel bir marina var. Bizim otelimiz de işte bu marina ile liman arasında yer alan Vasileos Georgiou Caddesi üzerinde. Burası adaya geldiğinizde kalmanızı önerebileceğim bir bölge. Limanın diğer tarafındaki marina hayli turistik ve kalabalık, Bodrum’un bir kopyası adeta... Ancak fiyatlar Bodrum’dan hayli ucuz. Bu marinadan daha batıya doğru ilerlediğinizde oteller, plajlar ve tavernalar yer alıyor. Buradaki plajlar, bizim kaldığımız taraftaki plajlardan daha popüler ve aynı oranda da kalabalık. Daha yüksek volümlü müzik var.

Marina

Barbouni'den plajların görüntüsü

Averof Caddesi üzerinde bir restoran
 

Bu kısa tanıtımdan sonra küçük de bir hatırlatma yapayım. Günübirlik geldiyseniz pasaport kontrolünden mümkün olduğunca hızlı çıkmaya bakın, çünkü özellikle bayram gibi yoğun talebin olduğu zamanlarda ciddi kuyruklar oluyormuş ve zaten birkaç saat geçirebileceğiniz adada kısıtlı zamanınızı bu kuyrukta geçirmek pek akıllıca olmayabilir. 

Gelelim adada neler yapılabileceğine... Limandan çıkıp taksiyle 5 dakika içinde sahile yakın otelimize varıyoruz. Yürüyerek de bu yolu 15 dakikada almak mümkün. Otelimiz Triton, 3 yıldızlı ve altında aynı zamanda kahvaltılarımızı da yaptığımız deniz manzaralı bir İtalyan restoranı var. Önündeki yoldan geçerek hemen denize ve plaja ulaşıyorsunuz. Hemen yolun karşısındaki Kos Aktis Art Hotel bence adanın en güzel otellerinden biri ve kendi plajı da var. Biz de, bu otelin hemen yanındaki Avra adındaki “beach club” diye niteleyebileceğim mekanın plajını kullanıyoruz. Burada, şemsiye ve şezlonglar ücretsiz, sadece yediğiniz içtiğinize para ödüyorsunuz. Hafif bir müzik de yormadan bize eşlik ediyor. Kaldığımız iki gün boyunca buradan denize girdik, çok da memnun kaldık. 

Otelimizin restoranı

Avra

Otelimiz

Kos Aktis Art Hotel ve Plaj

Biz Türkler, ada sakinleri arasında pek seviliyoruz. Komşu olmanın, bir şekilde sonradan uzaklaşmış olsak da aynı kültürü paylaşmış olmanın avantajını kullanıyoruz sanırım. Burada da Symi’de rastladığımız yakın ilgiyi görüyoruz. Ada halkı, anakarada yaşayan Yunan halkından çok farklı yaklaşıyor bizlere... 

Unutmadan, hemen otelimizin karşısında To Special adındaki pastanenin dondurmalarından deniyoruz. Dükkandaki tüm tatlılar da ağzımızı sulandıracak cinsten. Avra’daki deniz molamızın ardından otelimize dönüp üstümüzü değiştirdikten sonra kısa bir yürüyüşle adanın merkezinde buluyoruz kendimizi. İlk durağımız, şehir surlarından geçerek ulaştığımız Cezayirli Gazi Hasan Paşa Cami oluyor. Ancak cami ne yazık ki kapalı, hatta o kadar kapalı ki camlarına bile tahtalar çakılmış. İnsanın böyle manzaraları görünce içi acıyor doğrusu. Hemen caminin altında hediyelik eşya dükkanları var. Buradan biraz daha ilerlediğimizde Kos’un ana meydanı diyebileceğimiz Eleftherias Meydanı’ndayız. Burası Defterdar Cami, içinde yiyecek ve hediyelik eşyaların satıldığı kapalı bir çarşı olan Belediye Çarşısı ve bir tarafında da Saat Kulesi ve yanı başındaki restoranlarla çevrelenmiş. Bu restoranlardan biri de kadınların oluşturduğu kooperatifin restoranı. Aegli adındaki bu restoranda lokal yemeklerin tadına bakmanızı öneririm. Burada hem yemek yapanlar, hem de çalışanlar kadın.  Bazı Anadolu kasabalarında rastladığım gibi burada çalışıp bu kooperatifin verdiği parayla bütçelerine katkıda bulunuyorlar. Özellikle sarma dolmaları bir harikaydı. Uzun süredir yediğim balıktan sonra farklı bir şey yemek hoşuma gitti doğrusu. Bu meydandan biraz ilerleyince Kos'un merkezindeki beş kiliseden belki de en güzeli olan Agia Paraskevi'ye ulaşıyoruz. Buranın gece aydınlatması da görülmeye değer.



Cezayirli Gazi Hasan Paşa Cami

Çarşı - Eleftherias Meydanı

Çarşı

Agia Paraskevi Kilisesi - Kos

Eski şehir kalıntıları

Defterdar Cami
 

Bu bölgede sokaklara dalarak Bodrum’daki sokaklara benzer şekilde hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar arasında geziyoruz. Gezinin sonuna doğru sokaklar arasında dolaşırken Ciao adlı İtalyan restoranında bir frappe molası veriyoruz kendimize. Adada kahve için en fazla 2 Euro, frappe için de 3 Euro ödüyoruz. Genelde içki ve bira fiyatları karşı yakadaki Bodrum’dan çok daha ucuz. Ayrıca eğer uçakla seyahat etmeyecekseniz ve taşıyacak yeriniz varsa Kos’taki marketlerden içki alışverişi yapabilirsiniz. Bodrum’daki çoğu mekan, içki alışverişini buradan yapıyormuş.

Şehir içinde değil de sahile sıfır restoranların birinde yemek isterseniz batı taraftaki Averof Caddesi üzerinde yer alan Barbouni adlı restoranda da yediğimiz yemekten hayli memnun kaldık. Mürekkepbalıklı risotto, balık ızgaradan oluşan menümüze içkilerimizle birlikte kişi başı 20 Euro gibi bir ücret ödedik. Ancak risottonun çok başarılı olmadığını da söylemeden geçmeyeyim. Barbouni’de yemek takımlarının Paşabahçe, kahve fincanlarının da Kütahya Porselen imzalı olması da gözümüzden kaçmadı:)


Barbouni
 

Biz, merkez dışındaki plajların hiçbirine gitmedik ama merkezin kuzeybatısında hemen Akyarlar’ın karşısında Lambi  Plajı, doğusunda ise Psalidi, Paradisi plajları yer alıyor. Merkezden kalkan otobüslerle Tigaki veya adanın en arkasındaki Kefalos Köyü’ne de gidebilirsiniz. Ancak Kefalos’a yol 2 saat kadar sürüyormuş. Tigaki ise beyaz kumlu olmasına rağmen dalgası bol bir plajmış. 

Kos Adası aynı zamanda Hipokrat’ın adası olarak biliniyor. Hipokrat, adada Asklepion denilen antik kentte yaşamış. Merkezde de kendi adıyla anılan bir ağaç var. Bu ağaç, koruma altına alınmış. Denildiğine göre Hipokrat, bu ağacın altında arkadaşları ve meslektaşlarıyla uzun sohbetler yaparmış. Marinanın girişinden kalkan mini tren, ücretsiz olarak sizi Asklepion’a götürüyor, buradaki antik şehri gezmek isterseniz ücreti 4 Euro.  Marina da bir de 5 Euro vererek hem şehir içini 20 dakikada gezebileceğiniz, hem de sizi Asklepion’a götüren ikinci bir tren daha var. Ancak, şehri yürüyerek gezmek de çok rahat. Hazır yeri gelmişken; Asklepion yolu üzerinde Platani denen Türk köyünden geçiliyor. Burada da Türk yemekleri yapan restoranlar var. Adanın tam ortasındaki Zia Köyü de tanınıyor. Yüksekte kaldığı için aynı zamanda manzarası da çok güzelmiş Zia’nın.  Ne yazık ki buraya gidecek kadar zamanımız olmadığından bir daha sefere diyerek adadan ayrılıyoruz.


Hipokrat Ağacı

Asklepion Giriş Yolu


Platani

 
Kos, gördüğüm Yunan adaları içinde en büyüklerinden biri. Şu sıralar ekonomik zorluklar yaşayan Yunan adalarına en fazla para harcayan turist Türkiye’den gidiyor. Bu yüzden de yerli halkın çoğu Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Hal böyle olunca da, Türkiye’den ve özellikle İstanbul’dan geldiğimiz öğrenilince hayli ilgi gösteriliyor. Türkçe konuşmak, adalılar arasında bir marifet sayılıyor ve otel ve restoranlarda “Türkçe konuşulur “ yazısını sıkça görmek mümkün. Anlayacağınız uzun süredir ilk defa bir Schengen ülkesinde yabancı hissetmiyorum kendimi.

15 Haziran 2014 Pazar

SYMI - Nam'ı Diğer SÖMBEKİ ADASI



Osmanlıca adı Sömbeki’yi, Sömbek adı verilen küçük teknelerin burada yapılmasından alan ada, Yunanca adı Symi’yi de Yunan mitolojisinde deniz tanrısı Poseidon’un eşi Nymph Symi’den almış. Ege Denizi ile Akdeniz’in buluştuğu bölgede yer alan adanın Rodos’a uzaklığı ise 40 km. 


Liman

Symi’ye, Bodrum’dan 1,5 saatlik bir deniz otobüsü yolculuğu ile ulaşıyoruz. Deniz otobüsü dediğime bakmayın, aslında “hovercraft” denilen araçların sadece suda giden bir versiyonu bindiğimiz. Turkish Sealines’ın, bizim gittiğimiz dönemde, sadece Pazar günleri Bodrum’dan yapılan tarifeli seferi ile Symi’ye ulaşıyoruz. Günübirlik tur alırsanız bu seyahatin bedeli gidiş-dönüş 57 Euro, ancak tek gidiş alırsanız 40 Euro ödüyorsunuz. Biz, sonrasında Kos adasına da geçeceğimiz için 40 Euro ödeyerek tek yön bilet alıyor ve dönüşümüzü Kos üzerinden yapıyoruz.

Bizi getiren tekne...
 

Adaya vardığımızda ilk gözümüze çarpan pastel renkli evleri oluyor. Bu özelliğiyle mavi-beyaz hakimiyeti olan diğer Yunan adalarından hayli farklı bir görüntüsü var. Symi’ye vardığımızda sınır polisinin gelmesi ve bizi tekneden karşılaması için bir süre teknemizin içinde bekliyoruz. Yaklaşık 15 dakika sonra iki polis geliyor ve tek tek pasaportlara bakıyor, ancak pasaportlara damga basılması için gerekli ekipman başka bir binada olduğu için pasaportlarımızı alıyorlar ve bize iki saat sonra gelmemizi söylüyorlar. Günübirlik seyahat edenlerse aynı araçla dönüleceğinden pasaportlarını dönüşte tekne görevlilerinden alacaklar... Biz de bizi almaya gelen otel görevlisinin güveneceğimizi söylemesi üzerine pasaportlarımızı sınır polisinde bırakıp Pedi Beach’de kalacağımız otelin transfer aracına biniyoruz. Tabi aklımız biraz geride bıraktığımız pasaportlarda kalıyor ama yapacak pek bir şey yok. Neyse ki iki saat sonra limana geri döndüğümüzde pasaportlarımıza sağ salim giriş damgası bastırıp gönül rahatlığıyla tatilimize başlıyoruz:)

Marina Bölgesi


Symi küçücük bir ada. Merkezi, tam anlamıyla renkli küçük evleriyle İtalyan kasabalarını andırıyor. Biz, merkez yerine denizinin daha güzel olduğunu duyduğumuz Pedi Beach’de kalıyoruz. Ancak, size tavsiyem şehir içinde kalmanız ve buradan isterseniz her saat başı kalkan otobüsle Pedi Beach’e günübirlik gitmeniz. Akşamları Symi merkezi daha renkli ve yüksek sezonda bile Pedi yönündeki son sefer 23:00’de yapılıyor, biz gittiğimizde Haziran başı olduğundan seferler 22:00’de sonlanıyordu. Taksi her ne kadar bulunması kolay ve 5 Euro dense de gece belli bir saatten sonra taksi bulmak hayli zorlaşıyor ve fiyatları da talep arttıkça katlanıyor.

Symi
 

Pedi Beach’te bizim de kaldığımız Pedi Beach Hotel, orada benim gördüğün tek otel ama isterseniz günübirlik geldiğinizde zaman geçirip tam denizin üstünde yemek yiyebileceğiniz güzel bir restoran da var. Denizi billur gibi gerçekten ama öyle bizim alışık olduğumuz geniş kumsalı pek yok. Pedi Beach’te de Symi merkezdeki sahilde de kumsal hayli dar. Çakıl, kum karışık bir yapısı var. Pedi Beach Hotel, 20 yıl kadar Almanya’da yaşamış Maria ve Spiros tarafından işletilen küçük bir otel. Ama Maria ve Spiros o kadar misafirperverler ki, iki gün kalmamıza rağmen biz ayrılırken arkamızdan su dökmedikleri kalıyor. Türkiye’dekiler dahil, bu denli yakın ilgi gördüğüm pek az otel konaklaması tecrübem olmuştu. Bu arada adaların tümünde Atina’nın aksine Türk olduğumuz duyulunca yakın ilgi görüyoruz. Hele İstanbul’dan geldiğimiz öğrenilince herkes ne kadar şanslı olduğumuzdan ve İstanbul’un ne kadar güzel bir şehir olduğundan dem vuruyor. Haksız da sayılmazlar!


Pedi Beach

Pedi Beach

Symi merkezi, birbirinden 19.yüzyılda inşa edilmiş bir saat kulesiyle ayrılan iki koydan oluşuyor. Merkezde kalmak isterseniz, marinayı, gemilerin yanaştığı limanı  ve saat kulesini geçtikten sonra plaja yakın otelleri seçmeniz daha iyi bir tercih olabilir. Buradaki otellerde kalmadım ama gelip giderken yeri ve genel görüntüsüyle beğendiğim iki otel vardı: Bunlardan ilk olarak hemen saat kulesinin arkasındaki Nireus,diğeri de biraz daha plaja yakın Aliki...

Saat Kulesi
 
Plaj tarafından Saat Kulesi ve Nireus Oteli


Symi merkezde “Little Train” adı verilen ve 40 dakikada size kısa bir ada turu yaptıran trene de binip adayı Yunan müzikleri eşliğinde tanıyabilirsiniz. Buna çok benzer bir trene Sorrento’da da bindiğimi hatırlıyorum. Bu trene binmek isterseniz ücreti 6 Euro. Ancak bizim gittiğimiz akşamüstü saatlerinde henüz sezon da açılmadığından olsa gerek  bu trene, turistlerden çok ada çocuklarının rağbet ettiğini de eklemeden geçmeyeyim:)


Symi

Merkezdeki Plaj

Symi
 

Biz de günümüzü Pedi Beach’de deniz ve güneşten faydalanarak geçirdikten sonra hem Symi’yi daha iyi görmek hem de yemeğimizi yemek için, Pedi’den kalkan otobüs ile Symi’ye geliyoruz. Marina ve liman boyunca pek çok hediyelik eşya, deniz kıyafeti ve doğal sünger satan dükkan var. Süngerin asıl çıktığı ada Kalimnos’muş ama Symi’de de kayda değer miktarda sünger çıkarılıyormuş. Symi daha çok yat turizmine hitap ettiği için bizim Göcek civarındaki gibi daha zevkli hediyelik eşya ve butik dükkanlara rastlayacağınız bir ada. Alışveriş için en iyi mekanlar marinadaki Smms ve köprüyü geçer geçmez içeri girdiğiniz sokaktaki marketten devam ederek ulaştığınız pastane ve dondurmacının hemen yanındaki Mina. Buradaki dondurmacının dondurmalarından da tatmayı ihmal etmeyin. 

Dondurmacı

Symi’de başka nereyi görmeliyim derseniz; Chorio Tepesi derim. Pedi Beach’e giden otobüsler burada da duruyor ve buradan kuşbakışı olarak Symi’ye bakabilirsiniz. Chorio Tepesi’nde 19 yüzyılda inşa edilmiş binada hizmet veren Arkeoloji Müzesi’ni de ziyaret edebilirsiniz. Chorio Tepesinden 375 basamaklı merdivenlerden inerek Gialos diye adlandırılan Liman Bölgesi’ne ulaşılıyor.


Tepeden bakış...


Son olarak Simi merkeze yaklaşık 25km.lik mesafedeki Panomiti Koyu’nda yer alan manastırı ziyaret edebilirsiniz. Biz, hem denizde daha fazla vakit harcamak istediğimizden biraz da ilgi alanımıza girmediğinden manastır ziyaretini yapmadık. Ancak burası, özellikle yaz aylarında anakaradan gelen birçok Yunan turiste hizmet veriyormuş. Burada oda kiralayıp birkaç gün geçiren Yunanlılar kendilerince huzur buluyorlarmış. Ayrıca, manastır içindeki baş melek Mikail ikonasına yüz süren Ortodokslar hacı oluyorlarmış.

Yemek konusuna gelince, Symi’de pekçok alternatif mevcut. Menüler genelde balık-meze üzerine kurulmuş. En bilinen taverna Manos, ama burada fiyatlar hayli pahalı. Buradan biraz daha uygun fiyata iki kardeşin işlettiği Pantelis’i öneririm. Bir de hemen taksi durağının yanında tesadüfen otelde tanıştığımız Türk arkadaşlarımızın bize tavsiye ettiği Teverna Haris (XAPHS diye yazılıyor)’i denemeden geçmeyin. Tattığımız her şey çok lezzetliydi. Özellikle mürekkepbalığı risottosunun bu kadar güzelini İtalya’da bile yemedim. Bir de Simi karidesi dedikleri çok küçük boydaki karidesleri çok lezzetli, mutlaka tadına bakın. İkramları çok iyi ve hesap ta kişi başı içki dahil 20 Euro geldi. Yolunuz düşerse, orada Haris ile birlikte çalışan Dimitris’e selam söyleyin.

Ayrıca, arzu ederseniz Symi limanından ve Pedi Beach’den kalkan teknelerle de 5-6 Euro gibi bir ücret ödeyerek Saint Marina’s ve Saint Nicola’s plajları gibi değişik koylara uğrayan bir tekne turu da yapabilirsiniz. 

Özetlemem gerekirse, Yunan Adaları içinde en zenginlerinden biri ve en romantiği olarak bilinen Symi, pastel renkli evleri ve daracık sokaklarıyla görülmeye değer...

24 Mart 2013 Pazar

ATİNA - SANTORINI - MYKONOS - MİDİLLİ



Çalıştığım dönem hiçbir zaman vize almanın insanlara getirdiği yükü hissetmemiştim çünkü mutlaka bu işi bizler için yapan birileri vardı şirkette. Hem de şirketiniz büyük olup bir de bütün vizeleriniz zaten daha gitmeden hazır edildiği için bankadır, tapudur, kredi kartıdır, belgelerdir gibi dökümanlarla uğraşmak zorunda kalmıyordum. Aslında sırf bunlarla uğraşmamak için bazen keşke iş hayatına devam etseydim diyorum:) Şaka bir yana işte bu sebepledir ki uzun bir süredir (yani en son uzun dönem çalıştığım BP’den ayrılalı beri) Schengen vizesini protesto etmek için Avrupa’ya gitmiyorum. Anlayacağınız Avrupa’ya küsmüş durumdayın ama onun haberi yok bu durumdan... Tabi normalde bir haftasonu geçirmek için bile gidebileceğiniz o güzelim şehirlerden de uzak kalıyorum bu durumda. İşte hal böyleyken kulağıma vizesiz seyahat edebileceğim bir Yunan adaları ve Atina turunun bilgisi geldi. Vizesiz olması veya Schengen dışında bir vize olması zaten gezileri seçmemdeki en büyük etken şu sıralar...

Uzun sözün kısası, bir Türk gemisi ile seyahat edildiğinden ve gezi boyunca pasaportumuzu gemide bırakacağımızdan İstanbul çıkışlı bu turda vize gerekmiyormuş. Yani oda kartınızı ülkeye giriş çıkışlarda pasaport olarak kullanıyorsunuz:) Bu fikir kafama hemen yattığı için daha başından çok pozitif başladım bu seyahate...


Istanbul Karakoy limanından gemimize sabah saatlerinde bindik. Hayatımda ilk defa Karaköy limanının yurtdışı bölümünü ve pasaport kontrol bölümünü kullandım ama her yere bu kadar özen gösterirken Karaköy limanının içler acısı halini, tuvaletlerin pisliğini, izdihamını, “duty free”lerdeki toz seviyesini görünce gözlerime inanamadım. Heralde buraya gelen turistler biz 3. Dünya ülkelerine gittiğimizde ne hissediyorsak aynı şeyleri hissediyorlardır İstanbul için diye düşündüm. Neyse ki bu bölümü çok uzatmadan, sağ salim gemimize bindik ve kamaralarımıza yerleştik. Gemi, bildiğimiz “cruise” gemileri gibi sayılmaz pek ama konfor olarak yine de bazal koşulları sağlar nitelikte olduğundan güzel bir başlangıç yaptığımızı söyleyebilirim.


Karaköy’den sonra ilk durağımız, ertesi gün sabah saatlerinde vardığımız Atina’nın Pire limanı oldu. Ben Atina’ya hem iş için hem de özel sebeplerle bundan önce çok defalar gittiğim için limandan şehre indim. Plaka bölgesi ve Akropol  Atina’da mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim yerler. Bunun yanında parlementonun bulunduğu Sintagma Meydanı ve burada meçhul asker anıtının önünde nöbet tutan “efsun” askerlerini de görebilirsiniz. Zamanınız varsa modern alışveriş merkezleri, şık butiklerin yer aldığı Stadiou Caddesi’ni de görmekte fayda var. Eskiden birlikte çalıştığım Yunan arkadaşım Penny ile o akşam gemi hareket etmeden önce Pire’ye yakın bir balıkçı kasabasında yediğimiz balığın tadı hala damağımda...

Santorini "Oia"

Santorini

Santorini


Gece saat 01:00’de Pire’den hareket eden gemimizin bir sonraki durağı sabah saatlerinde vardığımız Santorini oldu.  M.Ö 1450 yılında meydana gelen volkanik patlama ile ada 4 parçaya ayrılarak ortasında 22 km.lik bir krater gölü oluşturmuş. Sabahları yoğun ziyaretçi trafiği nedeniyle teleferik kuyruğundaki beklemeden kurtulmak için turumuza yat gezintisi ile başlıyoruz ve kıyıdan yata binerek Santorini adasından ayrılıp bugün hala aktif olan Neakammani adasına gidiyoruz. Burada volkan tepesine yürüyerek son patlamada oluşan krateri görüyoruz. Buradan bakıldığında karşıdaki Santorini’nin  yarısı parçalanmış haliyle manzarası inanılmaz...Buranın ardından Santorini adasının kuzey ucunda yer alan Oia (İya diye okunuyor) köyüne gidiyoruz. Kendine has mimarisi, beyaz evleri, mavi kubbeli kiliseleri ile dünyada en çok fotoğraf çekilen yerlerden biri olan bu köy rüya gibi... 1956’daki büyük depremden sonra yarısı yok olan köy, halkı tarafından terk edilmiş. Sonraları buraya yerleşen sanatçılar, şairler, ressamlar sayesinde ünlenen köy, günümüzde sanat atölyelerini ve özel tasarımlar yapan butikleri barındırıyor. Köyde öncelikle büyük kiliseye (köy meydanı) gidiyoruz. Daha sonra renkli evlerin arasında kaybolan sokakların arasından geçerek yel değirmeni mahallesine ulaşıyoruz. Burada içilen güzel bir kahvenin ardından adanın merkezi olan Fira’ya gidiyor ve eski çarşıyı geziyoruz. Buradan artık gemi dönüş saatine kadar zaman geçirerek önce teleferikle kıyıya buradan da her gemiye ait özel botlarla gemiye dönüyoruz. Buradan gece Mikonos’a doğru hareket ediyoruz.

Santorini

Santorini

Santorini - Teleferikten liman görüntüsü


Sabaha karşı Mikonos’tayız. Liman şehir merkezinden yaklaşık 5km. uzaklıkta. Burada görülmesi gereken iki bölge var; birincisi, Venedik mahallesi barlar sokağı ve eski çarşı’nın yer aldığı şehir merkezi, diğeri de cennet plajı (Paradise Beach). Mikonos’ta plajların çok meşhur olduğunu, ve çılgınlığın derecesine göre Paradise Beach, Superparadise Beach gibi isimler aldığını önceki gelişimden biliyorum. Bu plajlarda gün içindeki eğlence, öğleden sonra yükselen müzik sesi ve içkinin etkisiyle iyice artıyor. Ama işin ilginci bu kadar eğlence dozunun yüksek olduğu bir yerde kimsenin kimseye sarkıntılık etmemesi. Bu durum bizim Türkiye’de alışık olduğumuzdan biraz farklı geliyor anlayacağınız ve rahat rahat eğlenebiliyorsunuz. Ama her durumda eğlence dozu ve şekli sakinlik isteyen benim gibiler için biraz fazla:)

Midilli

Midilli

Midilli


Bu gezideki en son durağımız ise Midilli Adası. Bu adaya da Mikonos’tan yaklaşık 9 saatlik bir deniz yolculuğu sonrasında varıyoruz.  Türkiye’deki adalara en çok benzeyen ada Midilli diyebilirim sanırım. Adayı gezmeye başkent Mitilini’den başlıyoruz.  Limandan ayrılıp önce Mitilini arkeoloji müzesini geziyoruz. Buradan yürüyerek eski şehre iniyor ve dar sokaklı eski mahallelerini geçerek St. Theodori kilisesine varıyoruz.  Ermu caddesinden yürüyerek eski Osmanlı mahallesini geziyoruz. Osmanlı evleri ve yeni camiyi gördükten sonra  küçük bir uzo imalathanesini ve bir seramik atölyesini geziyoruz. Ardından Osmanlı Kalesi’ne yakın “Ermiş Kıraathane”sinde kahve molası veriyoruz. Türk mahallesinden ayrıldıktan sonra sahil yolunu izleyerek Mantamados köyüne gidiyor ve buradaki manastırda insan kanıyla yoğrularak yapıldığı söylenen siyah ikonayı görüyoruz. Sonraki ziyaretimiz Molivosa oluyor. Molivos adanın en gözde ve görülmeye değer yeri... Molivos’un arnavut kaldırımı sokaklarından yürüyerek sahile ulaşıyoruz. Buradan otobüsle küçük koylardan geçerek Petra sahil köyüne varıyoruz.  Düz bir arazinin ortasındaki volkanik bir tepede yer alan Meryem Kilisesi’ne yaklaşık 15 dk. yürüyerek çıkılıyor. Kilise ziyaretinden sonra Petra çarşısını dolaşıyor ve ardından Sapho plajına iniyoruz. Buradan da otobüsle adanın en yüksek dağı olan Olimpos eteklerinden dolaşarak sardalyaların en önemli çoğalma alanı olan Kalloni koyuna geliyoruz. Kalloni sardalyaları yüzyıllardır Midilli’nin en önemli ihracat ürünüymüş ve aynı zamanda bu koy, koruma altına alınmış milli bir parkmış. Bu uzun ve zevkli geziden sonra artık hem gemiye hem de İstanbul’a dönüş vakti geliyor.

Midilli çarşı

Midilli çarşı

Sapho plajı

Sapho'da bir kafe

Gemimiz yaklaşık 15 saatlik bir seyirden sonra Karaköy Limanına ulaşıyor. Ancak denizde dönüş yolumuz gelişimize göre fırtına yüzünden bayağı dalgalı olduğundan çok rahat bir dönüş yapamıyoruz ne yazık ki... Her şeye rağmen buraları gördüğüm için mutlu dönüyorum bu geziden...