22 Ekim 2016 Cumartesi

CEDAR BREAKS & BRYCE CANYON & ZION

Grand Canyon’dan sabahın erken saatlerinde yola çıkarak Vermillon Cliffs (Vermillon Tepeleri) ve bölgede yaşayan Kızılderililerden ismini alan Navajo Köprüsü’nden geçiyoruz. Bu kez Utah’a doğru yolculuğumuz. Utah’ta Cedar City'de konaklayacağız. Utah, aynı zamanda mormonların da çokça yaşadığı bir eyalet olduğu için hayli muhafazakar bir eyalet olarak biliniyor. 

Cedar City, hem Bryce Canyon hem de Zion Milli Parklarını yakın olduğundan bu güzel geziyi bizim için planlayan kuzenim konaklamak olarak burayı seçmiş. Cedar City’de “Apple Cottage” adı verilen ve sahibi tarafından işletilen bir evde konaklıyoruz. Şirin döşemesiyle, sahibesinin güler yüzlü işletmesiyle ve isminde adı geçen “elma” temalı aksesuarlarıyla çok hoşumuza gidiyor burası. Sahibesi Joleen evin kapısında bizi karşılayıp evin genel kullanım kuralları ile ilgili bilgi verdikten sonra bizi baş başa bırakıyor.


Apple Cottage
 

Biz de vakit akşam saatlerine yaklaştığından tavsiye üzerine İtalyan yemeği yemek için Chef Alfredo’nın yerine gidiyoruz. Burası şık sayılabilecek bir restoran , fiyatlar da uygun seviyelerde. Makarna ve pizzalar 15 USD civarında. Yediğimiz farklı makarnalar çok lezzetliydi. 

Ertesi gün sabah saatlerinde Bryce Canyon’a doğru yola çıkıyoruz. İlk durağımız yol üstündeki Cedar Breaks oluyor. Burada bakmaya doyulmayan vadi manzaralına hakim Point Supreme Overlook, Chessmen Ridge Overlook ve North View Overlook’a uğrayarak Bryce Canyon’a doğru yola devam ediyoruz.

Cedar Breaks'e doğru giderken...

Cedar Breaks'e doğru giderken...

Chessmen Ridge Overlook

Chessmen Ridge Overlook

North View Overlook
 

Yol üzerinde Red Canyon'dan geçip Bryce Canyon’da Visitor Center (Ziyaretçi Merkezi)’a uğrayıp park hakkında genel bilgi aldıktan sonra arabamızı park edip park içinde ücretsiz servis veren shuttle ile önce kanyonun en kuzey noktası Bryce Point’e gidiyoruz. Buradan yine shuttle kullanarak Inspiration Point’i görüyoruz. Bundan sonra arabayı park ettiğimiz noktaya kadar Amerika’da çoğu parklarda olduğu gibi çok güzel bir şekilde işaretlenmiş bir yürüyüş parkuruyla önce Sunset Point (Günbatımı Noktası), sonra Sunrise Point (Gündoğumu Noktası)’e ulaşıyor oradan da arabamızla tekrar Cedar City’e dönüyoruz. 

Red Canyon

Bryce Canyon

Bryce Canyon

 
Bryce Canyon

Bryce Canyon

Bryce Canyon

Bryce Canyon

Bryce Canyon


Cedar City’deki son günümüzde bu kez Zion’u ziyaret etmek için yollara düşüyoruz. Biz öncelikle güney yönündeki ana kapısından parka giriyoruz. Ancak Zion belki de çevreyollarına yakınlığı sebebiyle çok kalabalık. Bir parktan ziyade Disneyland’e gelmişiz izlenimi bırakıyor bizde... Kalabalıktan dolayı arabayla parka girmek tavsiye edilmiyor çünkü otopark yetersizmiş. Burada da ücretsiz servis veren shuttle’a yönlendiriliyor ziyaretçiler. Ancak Visitor Center (Ziyaretçi Merkezi) önündeki shuttle durağındaki kuyruk da hayli uzun. Yarım saat bekleyip shuttle ile son durak olan Temple of Sinawava durağında inerek Narrows Trail denilen parkurda yürüyüş yaparak nehrin oluşturduğu gölete ulaşıyoruz. Sonrasında Big Bend, Weeping Rock ve The Grotto duraklarından yine shuttle ile geçerek Zion Lodge’da küçük bir kahve molası veriyoruz.  Dönüş yolumuz üzerinde ise bu kez Zion Parkı’nın kuzey tarafındaki Kolob Canyon’a uğrayarak buradaki yürüyüş parkurunda yürüyüp Cedar City’e dönüyoruz.

Zion

Zion

Zion

Kolob Canyon

Kolob Canyon
 

Cedar City’deki son gecemizde bu kez, ilk gece gittiğimiz Chef Alfredo tarafından işletilen ama İtalyan değil de deniz ürünleri sunulan Lighthouse (Deniz Feneri) adındaki restoranda akşam  yemeğimizi yiyoruz. Değişik soslu balıkları var ancak hem fiyatları hayli yüksek hem de benim gibi balık tadını almak isteyenler için çok fazla sos kullanıldığından dolayı pek uygun değil. Fiyatlar da oldukça pahalı. Ana yemeklerin en basiti 25 USD civarında. 

Utah günlerimiz de böylece sonuçlanıyor ve son durağımız Lake Tahoe’ya doğru sabah saatlerinde yola çıkmak üzere konakladığımız eve dönüyoruz. Utah’dan geriye kalan ise özellikle etkileyici manzaralarıyla Bryce Canyon oluyor bana göre. Kızıl kayalık yapının doğal yollarla aşındırılması sonucu ortaya çıkan görüntüler gerçekten hayranlık uyandırıyor insanda.

MONUMENT VALLEY

Navajo Kızılderililerini daha önce duymuş muydunuz? Ben ilk kez Monument Valley (Anıt Vadisi) ne gittiğimde tanıştım onlarla. Monument Valley adı verilen vadi, ismini gerçekten anıtı andıran kaya oluşumlarından alıyor. Burası Arizona eyaletinde ama Navajo Kızılderililerine ait ayrı bir bölge. Buraya giriş için de milli parklardakine benzer bir ücret ödemek gerekiyor ama bu kez giriş bedeli yörenin ilk sahibi Navajo Kızılderililerine ödeniyor. Ancak biz gittiğimizde turizm sezonu bittiğinden vadiye ücretsiz olarak girebildik.

Monument Valley'e girerken...

Monument Valley
 

Burası İkinci Dünya Savaşı sırasında code talker (kodlu  konuşan) denilen ve şifreli bir dille anlaşarak belki de ikinci dünya savaşının Amerikalılar için gidişatını değiştiren Navajo Kızılderililerin ilk yerleşim yeriymiş. Code Talker ‘lar özellikle Navajo Kızılderililerinin gençlerinden seçilir ve bu gençler geliştirdikleri Navajo dilini baz alan şifreli dille ordudaki iletişimi yönlendirirlermiş.

Monument Valley

Monument Valley

Monument Valley
 

Bu genel bilgiden sonra Monument Valley denildiğinde sizi nelerin beklediğinden bahsedeyim biraz: Monument Valley, Grand Canyon’a karayoluyla yaklaşık 3 saatlik mesafede (yaklaşık 250 km). Ulaşmak için Arizona’dan Utah sınırına doğru (kuzeydoğuya) gitmek gerekiyor ve burası da tam sınırda ancak Arizona tarafında.  

Yol üzerinde
 

Monument Valley, 1938 yılında John Wayne’in başrolü oynadığı ilk western filminin çekildiği yer olma özelliğini de taşıyor. Vadiyi gören büyük otel bir müzeye de ev sahipliği yapıyor. Burada bir kafe ve restoran da var. Vadiye karşı fotoğraf çekilen nokta da “John Wayne’in favori yeri” olarak bilinen yer, John Wayne’in film çekimleri sırasında sıkça oturup vadiyi izlediği bir noktaymış.  

Müzeden...

Müzeden...

Monument Valley
 
Hediyelik Eşya Dükkanı

Gittiğimiz dönem ölü sezon olduğundan vadide normalde yürüyüş yapılan parkur kapalıydı. Ancak istenirse ata binilerek bölgeyi gezmek mümkün. Biz de vadiyi seyredip fotoğrafladıktan sonra restoranın hemen yanında otel kompleksinin içinde yer alan hediyelik eşya dükkanını gezerek Grand Canyon’a geri dönüyoruz.

21 Ekim 2016 Cuma

4. Durağımız, GRAND CANYON

Amerika’nın Arizona eyaletinde milyarlarca yıl boyunca Colorado nehri tarafından oyularak ve hava koşullarıyla tektonik faaliyetler sonucunda bugünkü haline gelen Grand Canyon sadece Amerika’nın en büyük vadisi olmakla kalmıyor ayını zamanda dünyanın sayılı vadilerinden biri. Ölçülerle anlatacak olursam, vadinin uzunluğu yaklaşık 450 km., genişliği yaklaşık 30 km. ve derinliği ise yaklaşık 1800 m. Bu vadi, binlerce yıl boyunca Kızılderililerin yaşadığı bir yer olmuş. Kimi topluluklar tarafından ise  kutsal sayılan vadiyi gelip gören ilk Avrupalı, 1540 yılında Garcia Lopez de Cardenas adındaki bir ispanyolmuş. 

Mather Point - Grand Canyon

Grand Canyon
 

Kuzey – Güney doğrultusunda uzanan vadinin asıl turistik olan ve yürüyüş parkurları, oteller ve başka tesislerin yer aldığı bölümü güney tarafı. Vadiye güney ve doğu tarafından olmak üzere 2 ana kapıdan giriş yapılıyor ve tahmin edebileceğiniz gibi burası da Milli Park statüsünde olduğu için yine benzer bir tutar olan 30 USD civarında bir bedel ödeyerek giriş yapılabiliyor. Güney tarafında , “Lodge” olarak adlandırılan ve büyük otel komplekslerinden ziyade bizdeki bungalovlara benzeyen kulübeler ve daha alçak katlı binalardan oluşan 3 otel yer alıyor. Bu tesisler milli parklar tarafından kiraya verilmiş ve Xanterra adındaki tek bir işletici firma tarafından işletiliyor. Biz de bu otellerden birinde konaklıyoruz. Ancak parkın içinde yer alan bu otellerin birinde konaklamak isterseniz en az 1 yıl öncesinden rezervasyon yapmak gerekiyor .


Grand Canyon
 

Death Valley’den uzun bir yolculuk sonrası  (ki bu yolculuk sırasında meşhur tarihi karayolu rotası Route 66’yı da görüyor ve burada yer alan Goldie’s Diner adındaki bir restoranda akşam yemeğimizi yiyoruz) gece geç saatlerde güney kapısından Grand Canyon’a ulaşıyoruz. Grand Canyon, öyle bir günde gezilebilecek bir park değil ve içinde ücretsiz hizmet veren değişik renklerle belirlenmiş 4 ayrı otobüs hattı mevcut.  Grand Canyon içinde yerleşimin olduğu bir kasaba da mevcut. 

Visitor Center - Ziyaretçi Merkezi


Biz de Grand Canyon’daki ilk günümüze, Visitor Center denilen Ziyaretçi Merkezine giderek başlıyoruz.  Buradaki salonda belli aralıklarla vadinin oluşumunu anlatan belgesel bir film dönüyor ve biz de Grand Canyon’ı canlı canlı görmeden önce 20 dakikalık bu belgeseli izleyerek günümüze başlıyoruz. Sonrasında ise Rim Trail denilen hemen Visitor Center yakınından başlayan ve değişik zorluk seviyeleri olan parkurura, Mather Point’e giderek başlıyoruz. Toplamda 21 km olan Rim Trail, Mather Point’den başlayarak Hermits Rest denilen noktaya kadar uzanıyor ve yol boyunca değişik noktalardan vadi manzarasını seyretmek ayrı bir zevk. Ayrıca değişik noktalarda mavi ve kırmızı otobüs hatlarının uğradığı duraklar da mevcut. Grand Canyon’daki yürüyüş parkurları çok iyi işaretlenmiş, bir sonraki  durağa ne kadar mesafe kaldığı, bulunduğunuz yerin yüksekliği gibi bilgiler işaretlerle belirtilmiş durumda. Rim Trail - parkurunun ilk 2 km’lik bölümü tekerlekli sandalyeliler için bile uygun olaracak şekilde düzenlenmiş. 

Rim Trail - başlangıç bölümü

Rim Trail

İşaretlemeler

Grand Canyon

Grand Canyon'da gökkuşağı

Grand Canyon
Grand Canyon

 

Grand Canyon


Rim Trail’ın yanısıra Bright Angel Trail (Parkuru), Grand Canyon’da tavsiye edeceğim diğer bir parkur. Bu parkur Rim Trail’a göre daha zor bir parkur ve tamamlamak isterseniz vadinin en alt noktasına kadar uzanıyor ve tek yön yaklaşık 27 km. civarında. Ancak yükseklik farkından ve zorluğu yüzünden bir günde inilip çıkılması önerilmiyor. Ancak, kolay, orta ve zor olarak düzeyleri belirlenmiş bölümleri mevcut. Ben de bu parkurun orta seviyesi olarak belirtilmiş ikinci tünele kadar olan bölümünü tamamladım. Gerçekten vadinin çok etkileyici görüntüsünü bir de aşağıdan yukarı izleyebilmek için bu parkurun tümünü tamamlamasanız bile ilk 2 bölümünü tamamlamanızı öneririm.

Bright Angel Trail

Bright Angel Trail
 

Grand Canyon’ın yine güney tarafında ama doğu girişine yakın bir noktada yer alan Desert View da vadi manzarasını farklı bir açıdan görebileceğiniz harika bir nokta. Burada aynı zamanda bir de kule yer alıyor ve kuleye çıkarak dilerseniz daha da yüksekten vadiye hakim bir görüntü yakalamak mümkün.

Desert View

Desert View

Sıra geldi Grand Canyon’daki konaklama ve restoran alternatiflerine... Bizim de kaldığımız ve konaklama alternatiflerinin bulunduğu güney ucunda 3 otel yer alıyor. Bunlar El Tovar, Bright Angel Lodge ve Maswik Lodge. Bu otellerden en lüks olanı El Tovar. Tüm bu oteller Xanterra denilen bir firma tarafından işletiliyor ve tümünün de restoranları var. Biz bu restoranların tümünde yemek yedik. El Tovar daha şık ve güzel bir restoran. Burada akşam yemekleri hayli pahalı, ana yemek 35-40 USD civarında ama sabah kahvaltıları ve öğlen yemekleri için daha nezih ve sakin bir ortamda yemek yemek isterseniz harika bir seçenek. Kahvaltı için de balık dahil çok farklı alternatifleri mevcut ve 15-20 USD civarında değişik kahvaltı menüleri var. Servisi de çok iyi. Bright Angel’ın restoranı ise eskiden Fred Harvey olarak bilinen mekanın izlerini de taşıyor ve bazı özel yemekleri Fred Harvey tarafından yıllar önce sunulmuş örnekleri içeriyor. Fiyatları uygun ve servisi de iyi. Ancak özellikle hafta sonları yoğunluktan dolayı akşam yemeklerinde kuyruk olabiliyor. Son olarak Maswik Lodge içinde de self-servis bir restoran var. Ancak self servis olduğu için genelde daha kalabalık ve gürültülü. Bu haliyle bize biraz yemekhane izlenimi verdiği için pek fazla tercih etmedik.

El Tovar

Bright Angel Lodge

Bright Angel Lodge
 

Güney tarafının dört mevsim boyunca  ve sadece bazı kamp alanlarının yer aldığı kuzey tarafının ise yaz aylarında açık olduğu Grand Canyon, sadece Amerika’nın değil belki de dünyanın sayılı vadilerinden. Vadiye baktığınızda görülen renkli katmanlar dünyanın oluşumundan bu yana geçirdiği evreleri  ve insanlığın bu uzun tarih içinde ne kadar kifayetsiz olduğunu bir kez daha hatırlamak için sunulan gerçek bir mucize.

20 Ekim 2016 Perşembe

Kuzey Amerika'nın En Sıcak Noktası: DEATH VALLEY


Death Valley yani Türkçe adıyla Ölüm Vadisi’ne bu ismin verilmesinin en önemli sebebi Kuzey Amerika’nın en alçak, en kurak ve en sıcak noktası olmasıymış. Büyüklüğü 7800 km2 olan bir çöl vadisi burası... Amerika tarihinin en yüksek ısı değeri de 10 Temmuz 1913 tarihinde Furnace Creek denilen noktada 56.7 derece olarak kayıtlara geçmiş. 

Furnace Creek
 

Death Valley içinde kalınabilecek birkaç alternatif de mevcut. Bunların en merkezi olanları aynı zamanda Death Valley’in en sıcak noktalarından olan Stovepipe Wells Village ile Furnace Creek olarak bilinen yerlerde. Ayrıca vadinin yakınlarındaki Panamint Springs ve Shoshone gibi yerlerde de konaklama alternatifleri mevcut. 

Panamint Springs
Stovepipe Wells Village
 

Death Valley, milli bir park olduğundan buraya giriş paralı. Visitor Center (ziyaretçi merkezi) denilen parkın giriş noktalarında ve belli merkezlere yerleştirilmiş makinelerden giriş ücretinizi ödeyerek parkı ziyaret etmek mümkün. Buraya giriş de diğer milli parklarda olduğu gibi 4 kişilik bir araba için 30 USD civarında.

Park dediğime bakmayın, 7800 km2lik bir büyüklükten bahsediyorum. Parkın her noktasını bir günde ziyaret etmek mümkün değil. Ama Death Valley denilince akla gelen ve mutlaka görülmesi gereken noktaları; Stovepipe Wells Village, Furnace Creek, Zabriskie Point, Artists Palette ve Dantes View olarak sayabilirim. Stovepipe Wells Village aynı zamanda Death Valley bünyesinde kalınabilecek en meşhur otelin de bulunduğu nokta. Furnace Creek ise hem vadinin en sıcak noktalarından biri, hem de burada güzel bir restoran ile alışveriş yapabileceğiniz hediyelik eşya dükkanların yer aldığı Furnace Creek Ranch (Furnace Creek Çiftliği) denilen mola verebileceğiniz bir tesis var.  Biz de sabah serinliğinden faydalanmak için konakladığımız Panamint Springs’den erken saatlerde yola çıktığımızdan buradaki Forty Niner adındaki restoranda Amerikan usulü kahvaltı yapıyoruz. Turistik bir yer olduğundan dolayı hayli kalabalık ve servisi biraz yavaş olmakla beraber civarda yemek yenilebilecek ender noktalardan biri. Zabriskie Point denilen noktadan ise harika bir vadi manzarası izlemek mümkün. Artists Palette ise, renkli kaya oluşumları ile güzel görüntüler sergilediğinden bu ismi almış. Dantes View da yine vadi manzarasının en iyi görüldüğü noktalardan biri. 

Zabriskie Point

Zabriskie Point

Artists Palette

Artists Palette

Zabriskie Point

Dantes View

Dantes View
Furnace Creek Ranch

Forty Niner - Furnace Creek Ranch


Badwater Basin olarak anılan nokta da vadinin en alçak noktasıymış ve deniz seviyesinden yaklaşık 90 metre aşağıda yer alıyor.

Death Valley, çöl ve kaya oluşumlarının yoğun olarak görüldüğü ve bizim bildiğimiz anlamdaki yeşil bir parktan ziyade nadir görünümünden dolayı park ünvanını almış bir vadi. Burayı ziyaret etmek için ise en uygun zamanlar en çok turist aldığı yaz döneminden çok, havanın biraz daha “dayanılır” olduğu Eylül'ün ikinci yarısı ile Ekim ayları. Ayrıca, kış aylarında da çöl ikliminden dolayı özellikle geceleri çok soğuk olan bir bölge olduğunu da hatırlamakta fayda var.