5 Nisan 2016 Salı

ALMERE & LAREN

Almere Amsterdam’a 30 km. uzaklıkta bir şehir. Daha çok evlerin olduğu ve merkezinde de büyük bir çarşısı ve yapay bir gölün etrafında yine bolca yeşil alanları olan tipik bir Avrupa şehri. Biz de haftasonu tatilimiz boyunca burada kaldığımız için öncelikle Almere şehir merkezini tanıyarak işe başladık.

Almere

Almere

Merkezi  özellikle tatil günlerinde çok hareketli oluyormuş. Daha çok çalışan kesim yaşadığından hafta içi günlerde çarşının da bulunduğu merkezi pek hareketli değil. Tüm Kuzey Avrupa’da olduğu gibi genelde dükkanlar saat  hafta içi 18:00 civarında, hafta sonları da 17:00 civarında kapanıyorlar.

Almere

Almere

Almere

Uzun bir haftasonu geçirdiğimiz Amsterdam gezimizde, Almere’de kaldığımızdan yine buraya yakın Laren adlı şirin mi şirin bir kasabayı daha görme şansımız oldu. Burası da yine müstakil evlerin olduğu yeşillikler içinde beni kendine hayran bırakan bir yerleşim birimi oldu.

Laren

Laren

Almere’den 20 km. uzaklıktaki Laren, Amsterdam’dan da 30 km. uzaklıktaymış. Eğer özel aracınız yoksa buraya ulaşım pek kolay değil çünkü turistik bir yer olmadığından toplu taşımanın pek olmadığı bir yer. Yine de yolunuz düşerse bir-iki saatte rahatça dolaşabileceğiniz şirin bir yer burası. Şehrin tam ortasında ceylanları da dolaşırken görebildiğimiz doğal bir park da yerleştirilmiş. Hal böyle olunca da arabayla içinden geçerken bile kendinizi bir ormanın içinden geçer gibi hissediyorsunuz. Biz aynı gün içinde önce Laren’e gidip sonrasında da Amsterdam’a gittiğimizden burada kalış süremiz çok sınırlı olmasına rağmen şehri tanımak için yeterli geldi.

Laren

Laren

Laren

Laren

Laren

Laren


Bu gezi boyunca bize muhtesem ev sahipliği yapan neredeyse doğduğumdan beri tanıdığım Zeynep’e, eşi  Michel’e ve güzeller güzeli kızları Karmen’e, bize Hollanda’da Türkiye’deymiş gibi evimizde hissettirdikleri için çok teşekkür ediyorum. Zeynep’in rehberliği olmasa bu kadar kısa zamanda bu kadar yeri görebilmek asla mümkün olmazdı. Ve tabi biz rahat gezebilelim diye yemek işini ele alan ve  akşam eve gittiğimizde bize birbirinden güzel Hollanda yemekleri pişiren Michel’in de ellerine sağlık. Yediklerimin hala tadı damağımda:)

4 Nisan 2016 Pazartesi

ZAANSE SCHANS & VOLENDAM & BROEK in WATERLAND

Bizim kaldığımız Amsterdam’ın 30 km. doğusunda yer alan Almere’den, önce yel değirmenleri ile ünlü turistik şirin bir köy olan ve Amsterdam’ın 20 km. kuzeyinde yer alan Zaanse Schans’a uğruyoruz.  Buranın tarihi 1600lere dayanıyormuş.

Zaanse Schans

Zaanse Schans

İsmini hatırlamakta ve aklımda tutmakta hayli zorlandığım Zaanse Schans, daha yaklaşırken yel değirmenlerinin ve yeşile boyalı şirin ahşap evlerin bizi karşıladığı bir köy. Köyün hemen girişindeki otoparka aracımızı park edip tahta köprülerden geçerek yel değirmenlerine ve bir masal kasabasını andıran köye ulaşıyorsunuz. Hemen otoparkın yanında bir turizm ofisi ve müze de var.

Zaanse Schans - Müze

Zaanse Schans

Zaanse Schans - Dükkanlar

Nehir ve gölün yanı başındaki yeşil evler ve değirmenler bu şirin köyün alamet-i farikası. Küçük sokaklarına dalarak çiçek düzenlemelerine de hayran hayran bakıyor ve fotoğraflamayı da ihmal etmiyoruz. Yel değirmenlerine girip gezmek isterseniz 4 Euro ödemek gerekiyor. Otoparktan köye girilen noktada hemen tahta köprülerin yanında hediyelik eşya dükkanları ve kafeler de var. Buradaki Henri Willig peynirlerinin satış noktasında çeşit çeşit Hollanda peynirlerinden hem tadabilir hem de hoşunuza gidenlerden satın alabilirsiniz. Bu yörede birkaç yerde daha rastladığım ve 1974’den beri üretildiğini öğrendiğim Henri Willig marka peynirler pek rağbet görüyor. Yol üstünde çiftliğine de rastlıyoruz. Bir de bu yöreye özgü içi karamel ya da şeker şurubu ile tatlandırılmış ince gofretler satılıyor. Dilerseniz bunlardan alıp kahve eşliğinde tadına bakmak da mümkün. Bazı değirmenlerin alt katlarında da kafeler mevcut.

Zaanse Schans

Zaanse Schans

Zaanse Schans


Zaanse Schans

Zaanse Schans

Burayı gezdikten sonra daha doğudaki Volendam’a doğru yola çıkıyoruz. Ancak, Amsterdam’dan Volendam’a direkt ulaşmak isterseniz, merkez tren istasyonundan (Central Station) kalkan 314 ve 316 no.lu otobüslerle yarım saatte ulaşılabiliyormuş.

Volendam

Volendam

Volendam, sahil boyunca dizili şirin evleri ve yine bu yol boyunca yer alan kafe ve restoranları ile hediyelik eşya dükkanlarını göreceğiniz bir balıkçı köyü.  Sahildeki küçük iskeleden belli saatlerde Marken Adası’na tekneler kalkıyor. 

Volendam

Volendam

Volendam

Volendam

Volendam’da fish & chips yemek de buranın olmazsa olmazlarından. Sahil boyunca dizili restoranların birinde ya da römorklarda kurulu portatif balıkçılardan fish & chips yemek mümkün. Ayrıca, Volendam’da “Cheese Factory Volendam” adlı peynir mağazasında çeşit çeşit Hollanda peyniri tadabilir ve beğendiklerinizden satın alabilirsiniz.

Volendam

Volendam

Volendam’ı gezmek için 1-2 saat yeterli. Biz de böyle yapıp bundan sonraki durağımız olan ve Amsterdam’a daha yakın bir yerleşim yeri olan Broek in Waterland’a geçiyoruz. Burası da Amsterdam’a 10 km. uzaklıkta daha çok yerleşimin olduğu şirin bir kasaba. Denize sınırı yok ama içinden kanallar geçen dar sokakları ve bu sokaklardaki masal karesinden çıkmış gibi duran evlerinin arasında dolaşmak pek zevkli.

Broek in Waterland

Broek in Waterland

Broek in Waterland


Amsterdam’ın kuzey yakasında yer alan bu şirin köyler, şehir keşmekeşinden yorulanlar için ideal ziyaret mekanları. Amsterdam’ı ziyaret ettiğinizde zamanınız varsa yarım gününüzü bu şirin köyleri gezmeye ayırın derim. 

3 Nisan 2016 Pazar

Bir Masal Köyü: HALLSTATT

Hallstatt, Hallstatter Gölü kenarında, Dachstein dağları arasında yer alan Avusturya’nın en eski köylerinden biri. 1997 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne de alınmış. Aynı zamanda tuz çıkarılan Salzkammergut Bölgesi’nde yer alıyor ve köyde tuz madenleri de var. 

Hallstatt

Bu masalsı köy, Salzburg-Graz arasında, Salzburg’dan 70 km., Graz’dan ise 177 km. uzaklıkta yer alıyor. Buraya karayoluyla gidilebileceği gibi trenle hem Salzburg’dan direkt hem de tek aktarmayla Graz’dan gitmek mümkün. Biz de böyle yapıyor ve Graz’dan 9:45’de bindiğimiz trenle Stainach-Irding istasyonunda 4 dakika süren kısa bir aktarma ile 2 saat 50 dakikada Hallstatt’a ulaşıyoruz. Graz’dan yol biraz uzun olduğu için IC ya da EC trenleri kullanarak seyahat etmek gerekiyor. Durum böyle olunca da tren biletleri pek ucuz sayılmaz. Gidiş- dönüş yolculuk için kişi başı 75 Euro ödüyoruz.

İstasyon

Trenimiz

İstasyondan İskeleye Doğru...

İstasyondan Hallstatter Gölü...

Tren istasyonuna ulaştıktan sonra her treni karşılayan teknelerle tek yön 2.5 Euro ödeyerek Halsttatter Gölünün karşı yakasına geçerek köyün iskelesine ulaşıyoruz. Köye 10:00-17:00 saatleri arasında araba giremiyor. Eğer özel araçla gelirseniz girişteki otoparka aracınızı park edip yürümeniz gerekiyormuş ve sezonda hele geç saatlere kalınırsa park yeri bulmak imkansız oluyormuş.

Göl & Tekne

Bu kısa bilgiden sonra artık biraz da Hallstatt’a sizleri nelerin beklediğinden bahsedeyim:
Hallsttatt’a tekneyle vardığınız iskele, Marktplatz denilen kasaba meydanına çok yakın. Hemen yukarıda ise Katolische Kirche (Katolik Kilisesi) var.  Bu kiliseye ulaşmak için tekneyle indiğiniz noktadan sağa ya da sola devam ettiğinizde karşınıza çıkan merdivenleri kullanmanız gerekiyor. Ancak merdivenler hayli yüksek. Yükseldikçe göle doğru baktığınızda önümüze çıkan manzara müthiş. Karlı dağların göle yansımasıyla kartpostalları aratmayacak harika görüntüler bizi kendine hayran bırakıyor.


İskele

Markplatz

Hallstatter Gölü

Biz, kiliseye çıkmadan önce tekneden indiğimiz iskeleden sahile paralel yaya yolundan sol yönde devam ederek hemen iskelenin yanında kasabanın iki büyük kilisesinden biri olan Evangelische Kirche (Evangelist Kilisesi)‘yi görüyoruz. Hallstatt’ın, Lahn kasabasıyla birleştiği noktaya ulaştıktan sonra geriye dönerek gölü fotoğraflamak için seyir terasına doğru merdivenlerden çıkıyoruz. Bu merdivenler Markplatz’a çok yakın bir noktada. Seyir terasından diğer yöne devam ederek hafif bir iniş ve sonra tırmanışla Katolik Kilisesine ulaşıyoruz.

Hallstatt


Evangelische Kirche (Kilise)

Seyir Terasından...

Lahn İskelesi

Kilisenin bahçesinde aynı zamanda kasabanın mezarlığı da var. Ancak burası küçük bir alan olduğundan eskiden dönem dönem buradan çıkarılan kemikler, Beinhaus  denilen hemen kilisenin yanındaki bir binada kayıt altına alınarak sergilenirmiş. 70’li yıllarda bu uygulama durdurulmuş. Katolik Kilisesinin gölü izleyebileceğiniz teras bölümünü de ziyaret ediyoruz. Burası da hemen mezarlık bölümünün yanında yer alıyor.


Mezarlık

Kiliseden sonra, geldiğimiz yönün aksine devam ederek merdivenlerden iniyor ve bu kez de sahile paralel yoldan Hallstatt’ın diğer ucuna gidip hem gölü hem de masal evlerini  andıran kasaba evlerini fotoğraflıyoruz.

Evler

Evler


Hallstatt’ın bir ucundan diğer ucuna 1-2 saate rahatça gidilebiliyor. Sahil yolu üzerinde de pek çok kafe ve restoranın yanı sıra hediyelik eşya dükkanları var. Bu dükkanlarda yöreye özgü değişik otlarla tatlandırılmış tuzlardan tutun da, cam objelere, bez bebeklere, ahşap ürünlere, bahçe süslerine kadar pek çok ürün satılıyor.

Hallstatt

Mart ayında gittiğimizden henüz sezon açılmadığı için restoranların bazıları kapalıydı. Biz, göle terası da olan Polreich adındaki restoranda tavuk schnitzel yedik ve kişi başı 15 Euro ödedik. Ancak hayli talep gören bir yer olduğu için özellikle yoğun saatlerde yer bulmak zor olabilir. Hele göl manzaralı yerler karaborsa denebilir:)

Polreich

Polreich'den...

Hallstatt’ın tuz madenleri ile de ünlendiğinden bahsetmiştim. Eğer mevsiminde gelirseniz, füniküler ile çıkarak hem bu madenleri ziyaret edebilir hem de göle en yüksek noktadan bakarak bambaşka bir tecrübe yaşayabilirsiniz. Biz gittiğimizde ne yazık ki madenler kapalıydı. Kasım-Nisan döneminde kapalı olan tuz madeni turunu, açık olduğu dönemde füniküler bedeli dahil 30 Euro ödeyerek yapmak mümkünmüş.

Uzun sözün kısası , gölün dinginliği ve bir tabloya benzeyen görüntüsü ziyaret edenleri bambaşka bir dünyaya götürüyor. Yolunuz Avusturya’ya ve özellikle de Salzburg’a düşerse mutlaka rotanızı Hallstatt’a da çevirin.