16 Ekim 2017 Pazartesi

LUZERN



Şehre adını veren Luzern Gölü ile Reuss Nehri’nin birleştiği noktada kurulu Luzern’e, Zurih’ten  50 dakikalık tren yolculuğu ile ulaşılıyor. Bu yolculuğun ücreti ise özel bir indiriminiz yoksa gidiş-dönüş  50 CHF. Sabah saatlerinde ulaştığımız Luzern Tren İstasyonu hemen şehrin göbeğinde Reuss Nehri’nin kenarında.

Reuss Nehri

Kapellbrücke'den Reuss Nehri

İstasyondan çıkar çıkmaz karşımıza çıkan lunaparktan geçip hafif sola doğru yönelip nehir kenarından ilerleyince karşımıza Kapellbrücke denilen Luzern’in alamet-i farikası diyebileceğim köprü ve köprünün hemen yanındaki Wasserturm (Su Kulesi) çıkıyor.1333’de inşa edilmiş bu üstü kapalı ahşap köprünün ahşap tavanı üzerindeki resimleri görülmeye değer.1993’deki yangında büyük hasar gören köprü, orijinaline uygun olarak tekrar yapılmış. Köprünün en önemli özelliklerinden biri de, nehrin üzerinde düz değil de zikzak oluşturacak bir şekilde inşa edilmiş olması.

Kapellbrücke & Wasserturm

Kapellbrücke

Köprüden geçer geçmez nehrin göl ile buluştuğu noktaya ulaşıyoruz. Bu noktadan içeri doğru devam edildiğinde Altstadt (yani Eski Şehir) bölümüne ulaşılıyor. Altstadt sokaklarında ve meydanlarında dolaşmak ayrı bir zevk.

Eski Şehir

Eski Şehir

Eski Şehir
 

Eğer Altstadt tarafına değil de göl boyunca yürümeye devam edilirse, St.Leodegar Kilisesi yukardan bizi selamlıyor. Bu kilise, yapımı 1600lere dayanan bir Katolik Kilisesi’ymiş ve bahçesinde şehrin bazı önde gelen ailelerinin mezarları da var.

St.Leodegar Kilisesi

St.Leodegar'dan Luzern'e bakış...
 

Göl kenarındaki sahil yolunda hemen teknelerin kalktığı iskelenin kara tarafında şehrin en meşhur ve en eski otellerinden biri olan Hotel Schweizerhof var. Hemen bu otelin önünden kalkan mini trenle şehirde 40 dakikalık tur almak mümkün ve bu turun ücreti 12 CHF. Bu tur, Nisan ayından Ekim ortasına kadar yapılıyormuş ve neredeyse her saat başı var. Tren turuyla Altstadt (Eski Şehir) dışında kalan ve şehirde görülmesi gereken noktaları da görmek mümkün. Bu noktalardan en önemlisi de Löwendenkmal (Aslanlar Anıtı). Bu anıt, Fransız ihtilali sırasında Fransız kralını ihtilalci halka karşı korurken hayatını kaybetmiş askerler anısına dikilmiş. Ayrıca eski sur duvarları üzerindeki  kuleler de bu tur sırasında görülen diğer noktalar. Bu kulelerden dördü halen ziyarete açıkmış. 

Mini Tren

Luzern


Bu kara turunun yanı sıra göl kenarından kalkan tekneler, daha doğrusu yatlar:) ile de bir saatlik göl turu yapmak da mümkün. Bu turun bedeli  ise 25 CHF.

Reuss Nehri


Biz de bu kısa tren turunu yapıp göl civarında vakit geçirdikten sonra eski şehri tanımak üzere Altstadt sokaklarına yöneliyoruz. Bu bölge, yaya bölgesi ve adını gölde bolca bulunan kuğulardan alan Schwanenplatz (Kuğular Meydanı)'ndan başlayıp nehir kenarına doğru uzayan sokaklardan oluşuyor. 

Luzern Gölü

Luzern Gölü



Nehir kenarında yer alan Cizvit Kilisesi de görülmeye değer başka bir yapı. Ayrıca eski Belediye Binası şu an bir restoran olarak hizmet veriyor. Rathaus Brauerei adındaki bu restoranın çevirme tavuğu pek meşhurmuş. Biz de bu yemeği tadıyor ve çok memnun kalıyoruz. Bir tavuk çok fazla gelir derseniz iki kişi paylaşmak mümkün ama bu durumda  5 CHF fazla ödeme yapıyorsunuz. Tek kişi fiyat 25 CHF (iki kişi fiyatı ise 30 CHF). Buranın kendi yaptıkları biraları da oldukça güzel. Başka bir yöresel yiyecek de "brezel". Bir çeşit İsviçre simidi olarak tanımlanabilecek bu hamur işi, değişik alternatiflerle arası doldurularak servis ediliyor.

Cizvit Kilisesi


Brezel


Alexander Dumas Luzern için, “İsviçre’nin incisi” demiş... Gerçekten de öyle... 80.000 nüfuslu bu şirin şehir, güneşli havanın da etkisiyle olsa gerek çok güzel anılar bırakıyor bizde:)

15 Ekim 2017 Pazar

Saat ve Çikolata'nın Başkenti: ZÜRİH


İsmini, kıyısında bulunduğu Zürih Gölü’nden alan Zürih, aynı zamanda iki milyona yaklaşan nüfusuyla İsviçre’nin en büyük şehri. Türkiye’den sık düzenlenen uçak seferleriyle yaklaşık 2.5 saatte şehir merkezine 10 dakika uzaklıktaki Kloten Havalimanına ulaşılıyor. Havalimanından şehir merkezine ulaşım neredeyse her 10 dakikada bir yapılan ve en fazla 15 dakika süren tren seferleri ile çok pratik. Bu yolculuğun ücreti ise 6.80 İsviçre Frangı.

Limmat


Zürih Gölü
 

Biz de öğleden sonra ulaştığımız havalimanına varışımızdan yaklaşık 1 saat sonra şehir merkezindeki otelimizdeyiz. Eşyalarımızı bırakıp şehri tanımaya başlıyoruz hemen. Zürih’de şehir merkezi yaya olarak gezilebilecek büyüklükte. Şehrin kuzeydoğusunda biraz tırmanılarak çıkılan Dolder ve Obertrass Bölgeleri ise daha çok zenginlerin yaşadığı ve şehrin belli noktalarından füniküler ile çıkılabilen noktalar. Bu bölgelere toplu taşıma araçlarını kullanarak gidebileceğiniz gibi bizim yaptığımız gibi hemen ana tren istasyonunun yanındaki Sihlquai Otobüs Park’ından kalkan tur otobüsleri ile de gezebilirsiniz. 2,5 saatlik rehberli turlar hem bu bölgeleri hem de Zürih Gölü’nün şehir merkezinden biraz daha güneybatısında kalan bölümünü görmek ve Altstadt (yani Eski Şehir) sokaklarında rehber eşliğinde gezmek için iyi bir alternatif. Bu turun ücreti 34 CHF. Ancak dilerseniz günlük ya da 2 günlük toplu taşıma biletleriyle de şehrin neredeyse her yerine hizmet veren otobüs ve tramvaylarıyla da şehri gezmek ve daha uzak noktalara gitmek mümkün.

Limmat
 

Özellikle füniküler ile çıkılan ve şehri kuşbakışı gören Dolder’deki Grand Hotel çok meşhurmuş. Burada oda fiyatları 500 CHF’den başlayıp 18000 CHF’ye kadar çıkıyormuş ve bu otel özellikle Arap milyarderler tarafından çok rağbet görüyormuş. Zürih’e yolunuz düşerse mutlaka füniküler ile şehri yukarıdan gören bu bölgelere çıkın derim. FİFA Genel Merkezi ve Zürih’in meşhur hayvanat bahçesi de bu bölgede yer alıyor. Ayrıca Zürih Üniversitesi’nin tarihi kampüsü de şehir merkezini bu yüksek bölgelere bağlayan yol üzerinde yer alıyor. 1833 yılında kurulan Zürih Üniversitesi, İsviçre’nin en büyük üniversitesiymiş ve tıp fakültesi de özellikle organ nakli ve kanser tedavisi alanında isim yapmış bir merkezmiş. 

Füniküler

Dodler Grand Hotel
 

Zürih, şehre adını veren gölün kuzey noktasında kurulmuş bir şehir. Göle açılan Limmat Nehri ile Zürih Gölü’nün birleştiği noktada yer alan Quaibrücken (köprüsü)nün hemen yanındaki Burkliplatz’dan kalkan teknelerle göl turu yapmak mümkün. Bu tekne turunun ücreti ise 13.80 CHF. Ancak bu fiyat 80 dakika süren küçük tur için geçerli, farklı uzunluktaki turlar için farklı fiyatlar var. Biletler tekneden de alınabiliyor. 

Göl Turu
Göl Turu
 

Şehir merkezinde görülecek yapıların çoğunluğu birbirine çok yakın noktalarda ve hemen hepsi Altstadt yani Eski Şehir bölgesinde. Şehrin en önemli caddesi olan Bahnhofstrasse de ana tren istasyonunda başlayıp Burkliplatz’a kadar devam eden ve üzerinde tramvayların işlediği bir yaya yolu. Bu cadde üzerinde pek çok alışveriş mağazası yer alıyor. 

Bahnhofstrasse
  
Bahnhofstrasse’den herhangi bir sokaktan içeri girip nehre doğru devam edilince de eski şehre ulaşılıyor. Eski şehirdeki en önemli yapılar ise, Fraumünster Kilisesi ve hemen bu kiliseden bir köprüyle geçilen Limmat Nehri’nin karşı yakasında yer alan Grossmünster Kilisesi, Fraumünster’in biraz daha kuzeyinde yer alan ve saat kulesiyle meşhur St.Peters Kilisesi, yine Limmat Gölü kenarında yer alan Wasserkirche (Su Kilisesi) ve göl kenarındaki Opera Binası olarak sıralanabilir.

Münsterbrücke

Grossmünster

Fraumünster & St.Peterskirche
 

Bahnhofstrasse’den nehre doğru devam eden sokaklardan biri olan Augustinergasse, eski şehrin en şirin sokaklarından biri ve devamında Münzplatz Meydanı adındaki şirin meydana ulaşılıyor. Münzplatz’dan tekrar Bahnhofstrasse’ye geri dönüp biraz ilerleyince karşımıza Paradeplatz çıkıyor. Fraumünster Kilisesi de hemen bu meydandan nehre doğru devam ettiğimizde bizi karşılıyor. Nehir üzerinde pek çok köprü var. Bunlardan en bilinenleri ise hemen gölle nehrin birleştiği noktadaki Quaibrücken ile şehrin iki ana kilisesi arasında yer alan Münsterbrücke. 

Augustinergasse

Eski Şehir (Altstadt)
 

Eski Şehir bölgesinde görülmesi gereken diğer bir nokta da Lindenhof  (Ihlamur Avlusu olarak tercüme edilebilir). Burası eski şehri ve Limmat Nehri’ni yukarıdan gören küçük bir park. Lindenhof’a giderken geçilen Rennweg de yine küçük mağazaların bulunduğu bir alışveriş caddesi ve yaya yolu.

Lindenhof'tan Limmat

Lindenhof
 

Bir de Bahnhofstrasse’nin batı yönünde yer alan ve eski kale duvarlarının bir kesimini oluşturan Schanzengraben’den kanal manzarası izlemek mümkün. Burası şehrin turistik merkezinden biraz daha uzakta daha az bilinen bir nokta ve oldukça sakin. 

Schanzengraben


Gelelim Zürih’te ne yenilir konusuna... İsviçre mutfağına hakim yiyecek, çoğu yerde bulabileceğiniz fondue ve raclette. Her ikisinin de ana maddesi peynir ve eritilerek çeşitli katkı maddeleri eklenerek hazırlanıyor. Ayrıca bratwurst denilen sosisin de değişik et ürünlerinden yapılmışı olsa da satılanların çoğunluğu domuz eti eklenerek yapılıyor. Bahnhofstrasse’de  Paradeplatz’a yakın bir noktada yer alan Zeughauskeller tipik İsviçre yemekleri ile ünlü tarihi bir restoran. Burada bir çeşit patates omleti diye niteleyebileceğim “rösti”, bratwurst ya da şinitzelin tadına bakabilir ya da zengin menüsünden seçeceğiniz farklı bir yemek deneyebilirsiniz. Ana yemekler 20-40 İsviçre Frangı aralığında. Ayrıca İsviçre’nin çok katlı mağazası Manor’un teras katında yer alan Manora restoran da daha hesaplı yemek isterseniz uğrayabileceğiniz bir yer. Burası self-servis bir restoran ve yemek için pek çok alternatif sunuyor.  Makaron, Zürih’te luxemburgerli adıyla biliniyor ve en iyi yapan yerlerden biri de Bahnhofstrasse’de iki, ana tren istasyonunda bir şubesine rastladığım Sprüngli. Burada makaronun pek çok çeşidine rastlamak mümkün. Ve tabi çikolata, Zürih’in ve İsviçre’nin olmazsa olmazı... 

Sprüngli

Zeughauskeller
 

Sanırım Zürih’i çikolata ve saat cenneti olarak niteleyebiliriz. Alışverişin merkezi konumundaki Bahnhofstrasse’de en az giyim mağazası kadar çikolata ve saat satan mağazaya ve markaya rastlamak mümkün.

Son olarak, Zürih’e yolunuz düşerse ve doğal turlardan zevk alıyorsanız, Rigi Dağı turu almanızı öneririm. Bu tur, bütün gün süren bir tur. Sabah saatlerinde Zürih’ten yola çıkarak önce karayolu sonra da meşhur tırmanış treni ile dağın oldukça yüksek bir noktasına çıkıldıktan sonra aynı yolla inilip, bu kez Luzern’e tekne ile devam ederek sonrasında karayoluyla Zürih’e dönülüyor. Rehberli yapılan bu turun indirimsiz bedeli ise 129 CHF.

2 Ekim 2017 Pazartesi

Türkiye'nin Batıya Açılan Kapısı: EDİRNE



Osmanlı İmparatorluğu’nun Bursa’dan sonra ikinci başkenti olan Edirne, 88 yıl başkentlik yapmış. Ülkemizin en batı ucu ve İstanbul’a yaklaşık 300km. uzaklıkta otoyol ile ulaşılabilen bir şehir.  Sabah erken saatlerde yola çıktığımızdan öğleden önce Edirne’deydik.


Edirne’de öncelikle şehrin kuzeyinde yer alan 2.Beyazıt Külliyesi ve Sağlık Müzesi’ni ziyaret ederek şehri tanımaya başlıyoruz. Buraya giderken Tunca Nehri’nin üzerinde yer alan 2. Beyazıt Köprüsü’nden geçiliyor ve mimari olarak bu köprüye benzeyen tarihi köprüler şehri çevreleyen Tunca Nehri ile güneyindeki Meriç Nehri üzerinde göze çarpıyor. 2. Beyazıt Cami’nin yanında yer alan Sağlık Müzesi de görülmeye değer ve girişi 5 TL. 

2.Beyazıt Külliyesi

2.Beyazıt Külliyesi

Sağlık Müzesi
 

Burayı ziyaret ettikten sonra biraz daha güneye iniyoruz. Şehir merkezinin batı tarafında yer alan Gazi Mihal Camisi de hemen Gazi Mihal Köprüsü’nün yanıbaşında. Bu şirin küçük cami, soğan başlıklı şık minaresiyle görülmeye değer. 

Gazi Mihal Cami

Gazi Mihal Cami

Gazi Mihal Köprüsü
 

Buradan merkezdeki otelimize gidip eşyalarımızı bıraktıktan sonra yağmura rağmen yaya olarak şehri tanımaya devam ediyoruz.  Merkezde ilk durağımız, hemen otelimizin de yanıbaşındaki  3 Şerefeli Cami oluyor. Buradan da önce Eski Cami sonra da Selimiye Cami’ni ziyaret ediyoruz. Selimiye Cami’nin özelliklerini, heybetini zaten anlatmaya gerek yok ama Eski Cami de Edirne’de mutlaka görülmesi gerekenlerden. Özellikle sütunlar üzerinde nakşedilmiş Arapça harfler etkileyici. 

3 Şerefeli Cami

Eski Cami
 

Bu ziyaretler sonrasında önce Selimiye Cami altında yer alan Arasta’yı, sonra Eski Cami yakınındaki Bedesten’i ve son olarak da Edirne’nin merkezi kabul edebileceğimiz Saraçlar Caddesi’nin başında yer alan Ali Paşa Kapalı Çarşısı’nı dolaşıyoruz. 

Arasta

Hediyelikler - Aynalı Süpürge...

Hediyelikler - Misk Sabunu...
 

Artık bir hayli de acıktığımız için yemek yemeye karar veriyor ve soluğu methini önceden duyduğumuz Ciğerci Kazım Usta’nın yerinde alıyoruz. Hem servisinden, hem de ciğerin tadından çok memnun ayrılıyoruz. Ciğerin yanında servis edilen acı biberi (ki halk arasında ciğer biberi olarak biliniyormuş) eğer acı seviyorsanız denemeniz gereken bir tat. Kazım Usta’nın yeri, Edirne’nin merkezi kabul edebileceğimiz Saraçlar Caddesinden güneye doğru ilerleyerek ve biraz içeri sağa doğru devam edip ulaştığımız Balık Pazarı’na komşu olan bir noktada Osmaniye Caddesi üzerinde.

Saraçlar Caddesi
 

Bir de yine Saraçlar Caddesi’nin başlangıç noktasında  solda yer alan Köfteci Osman da eğer canınız köfte çekerse tavsiye edilen diğer bir restoran. 


Hazır Balık Pazarı demişken, buradan biraz daha ilerlediğinizde ve biraz daha içeriye batıya doğru saptığınızda (Saraçlar Caddesi’nin 3 ya 4. Paralel sokakları) bizi Kaleiçi denilen semte ulaştırıyor. Burada bir de eski Sinagog var. Gerçi, burası yıkılıp yeniden yapılmış ama yine de görülmeye değer. Ayrıca Kaleiçi semtinin sokaklarında dolaşmak ve az katlı renkli evlerini fotoğraflamaktan da çok zevk alıyoruz.

Kaleiçi - Sinagog

Kaleiçi

Kaleiçi

Kaleiçi
 

Artık artan yağmurun da etkisiyle biraz daha dolaştıktan sonra ilk günü sonlandırıp Karaağaç’ı gezmeyi ertesi güne bırakmaya karar veriyoruz. Ertesi gün kahvaltı sonrası şehir merkezinden yaklaşık 4 km. uzaklıktaki Karaağaç’a gitmek üzere aracımızla yola çıkıyoruz. Öncelikle  Meriç Köprüsü’nden geçerek burada nehir manzaralı çay bahçelerinden biri olan Emirgan’da kahve molası veriyoruz. Bu molanın ardından ulaştığımız Karaağaç Tren İstasyonu, gerçekten çok güzel tarihi bir yapı ve görülmeye değer. Hali hazırda Trakya Universitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet veriyor. Aynı kampüs içinde 1996 yılında açılan Lozan Anıtı ve diğer tarafında da Lozan Müzesi yer alıyor. Tren istasyonu çevresini ve Karaağaç’ı  çok beğeniyoruz. Hatta buradaki alçak evlerin mimarisi o kadar beğeniyoruz ki kendimize burada ev bile bakıyoruz :)  Renkli tahta sandalyeleri ve şirin dekorasyonu ile hoşumuza giden Taze Kafe’de birşeyler atıştırdıktan sonra artık İstanbul’a dönüş yoluna çıkmaya hazırız.

Meriç Nehri

Trakya Üniversitesi Kampüsü

Trakya Üniversitesi Kampüsü

Trakya Üniversitesi Kampüsü

Lozan Anıtı

Karaağaç

Taze Kafe