1 Temmuz 2019 Pazartesi

DOVER & CANTERBURY


Başkent Londra’nın yaklaşık 140 km. güneydoğusunda yer alan ve Kalesi ile tanınan Dover, aynı zamanda Britanya Adası’nın anakara Avrupa’ya en yakın noktası olduğundan buradan kalkan feribotlarla Fransa’nın Calais şehrine ulaşım sağlanıyor. Bu sebeple de oldukça yoğun ve hareketli bir limanı var.

Ancak Dover’in bir başka ilgi çekici yönü de Beyaz Kayalıklar diye bilinen yüksek kayalıkları. Burası aynı zamanda “hiking” yapılan bir rota olduğundan da turistlerin ilgi gösterdiği önemli bir nokta. Yürüyüş yaparken sert rüzgarlara da hazırlıklı olmak gerek. Ancak manzaralar bir harika. Arabaların park ettiği ve bir kafenin bulunduğu noktadan deniz fenerine kadar devam eden parkuru tamamlamak tek yön 1 saat kadar sürüyor. Kayalıklardan arabayla birkaç km. içeriye gidilince Dover Kalesi’ne ulaşılıyor. 11. Yüzyılda yapılmış Kale, savunmadaki öneminden dolayı “İngiltere’nin Anahtarı” olarak biliniyormuş.

Beyaz Kayalıklar - Dover

Beyaz Kayalıklar - Dover

Beyaz Kayalıklar - Dover

Beyaz Kayalıklar - Dover

Beyaz Kayalıklar - Dover

Dover Kalesi


Dover’den sonra rotamızı belki de bu bölgenin en şirin şehri Canterbury’e doğru çeviriyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra Canterbury’deyiz. UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan Canterbury’nin en önemli yapısı İngiltere’deki en eski kiliselerden biri olan Canterbury Katedrali. İlk olarak 6. Yüzyılın sonunda inşa edilen Katedral, 11. yüzyılda yeniden yapılmış. Katedrale giriş 12.50 Pound. Canterbury’de Katedrali arkanıza alarak devam ettiğinizde mağazaların ve restoranların bulunduğu “High Street”e ulaşılıyor. Bu caddeyi boylu boyunca yürüdüğünüzde ise şehrin belki de en güzel manzaralarını göreceğiniz Stour Nehri karşınıza çıkıyor. Nehir boyunca mutlaka yürüyün derim. Ayrıca High Street’e açılan sokaklarına dalıp şirin evlerini görmek ve fotoğraflamak da çok zevkli. High Street’in Stour Nehri’ne ulaştığı noktadaki Westgate Towers şehrin orta çağdan kalma kapılarından biri.

Canterbury

Canterbury

Canterbury

Canterbury

Katedral

Canterbury

Canterbury

Canterbury

Canterbury

Canterbury

Canterbury

Canterbury


Canterbury 2-3 saatte rahatça gezilebilecek büyüklükte ama bir o kadar da huzur veren renkli bir şehir. Zamanınız varsa Stour Nehri üzerinde tur da almanızı tavsiye ederim. Ben de şehirde geçirdiğim 2 saat sonrası başkent Londra’ya doğru yolculuğuma devam ediyorum. Canterbury Londra arası da yaklaşık 100 km ve 2 saat kadar sürüyor.

23 Nisan 2019 Salı

KULA & BİRGİ & ÖDEMİŞ & TİRE


Bu kez rotamız İzmir’in kara tarafı. İzmir Havalimanından kiraladığımız aracımızla yola çıkarak Manisa’nın Kula ilçesine gitmeden önce ilk durağımız Salihli’deki Sardes Antik Kenti oluyor. Lidyalılara başkentlik yapmış Sardes Antik Kenti’nde birbirine yakın 2 bölüm var. İlki, Sinagog ve Gymnasium’un bulunduğu bölüm, ikincisi ise Artemis Tapınağı. Her ikisinin girişinde de bilet noktaları var ve birinden aldığınız biletle her iki bölümü de gezebiliyorsunuz. Giriş ücreti 12 TL, müzekart geçerli.

Sardes Antik Kenti

Sardes Antik Kenti

Sardes Antik Kenti ziyaretimizden sonra yolumuza Kula’ya doğru devam ediyor ve yolda Salihli’de Suresto adındaki restoranda köftelerimizi yiyoruz. Yolunuz buradan geçerse hem servisi hem tatları ile gerçekten denenmeye değer bir yer olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Baklalı enginarının da tadına bakmanızı öneririm.

Suresto


Bu kısa yemek molasından sonra yolumuza Kula Peri Bacalarını görmek üzere devam ediyoruz. Rüzgar, yağmur ve erozyonun etkisiyle ortaya çıkmış bu doğal oluşumlar gerçekten çok etkileyici. Bir açıp bir kapanan havanın da etkisiyle harika fotoğraflar çekiyoruz.

Kula Peribacaları


Kula Peribacaları


Buradan sonra rotamız Kula oluyor. Ancak vakit hayli geç olduğundan Kula’da görmek istediğimiz restore edilmiş tarihi evlerin bulunduğu bölümü çok kısa bir şekilde görebiliyoruz. İçlerini gezmek mümkün olmuyor ne yazık ki… Kula sokakları hayli dar. Hatta bazı yerlerden tek bir aracın geçebilmesi bile mucize. O yüzden arabayı yakın bir yere park edip gezmek daha mantıklı bir tercih.


Kula


Kula’daki kısa molamızın ardından vakit de akşam olmaya başladığından yolumuza Bozdağ üzerinden konaklayacağımız Birgi’ye doğru devam ediyoruz. Ancak yol dağ yolu çok virajlı ve ışıksız olduğundan gece araba kullanmak bizi zorluyor biraz. O yüzden bu yolu kullanacaksanız hava kararmadan yola çıkmanızı öneririm.

Birgi, şirin mi şirin bir yer. Önceleri bir belediye iken şimdilerde Ödemiş ilçesine bağlı bir mahalle olmuş. Ama bana kalırsa Ödemiş’ten daha şirin ve görülesi bir yer. Konakladığımız Saliha Hanım Konağı da Çağan Irmak’ın yönetmenliğini yaptığı “Unutursam Fısılda” adlı filmin çekimleri sırasında oyuncular ve yönetmenin konakladığı 7 odalı güzel bir butik otel.

Saliha Hanım Konağı

Saliha Hanım Konağı

Saliha Hanım Konağı

Ertesi gün rotamız Tire ve Ödemiş oluyor. Ancak her iki yerleşim yeri de Birgi kadar etkilemiyor bizi. Tire’de Ayazma Kafe adındaki kafe ve hemen bu kafenin etrafında yer alan birkaç farklı kafe akan su kaynağı boyunca hizmet veriyor. Biz de bunların birinde sabah kahvemizi içiyoruz. Tire tipik bir Anadolu kasabası. Tarihi birkaç yapı dışında mutlaka görülmesi gerekir diyebileceğim bir yer önümüze çıkmıyor. Tire’den Ödemiş’e giderken yolda İlk Kurşun Anıtı’nı ziyaret ediyoruz. Burası, 1 Haziran 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ilk kurşunun atıldığı noktaymış.  

Tire

İlk Kurşun Anıtı


Anıtı ziyaret ettikten sonra Ödemiş’e devam ediyoruz ve Cumartesi günleri kurulan pazarına rastlıyoruz. Kadın El Sanatları’nın satıldığı bölümünde hayli zaman geçiriyoruz. Öğle yemeğimizi de hemen buraya yakın Dostol köftecisinde yiyoruz. Küçük ve her daim kalabalık olan köfteci 1940’dan beri hizmet veriyormuş. Köftesi gerçekten bir harika.
Öğleden sonra Birgi’ye döndüğümüzde Birgi’yi tanımaya zaman ayırıyoruz. Biri, kaldığımız otel olan tarihi taş konaklarını, iki önemli camisini, hediyelik eşya ve yöresel ürün satan dükkanlarını, eski evleri arasında geziyoruz. Akşam yemeğimizi de Birgi Sofrası adında Birgi’nin en önemli Caddesi Fatih Mehmet Caddesi üzerinde yer alan yöresel yemek yapan restoranında yiyoruz. Buraya özgü ve daha çok kahvaltıda servis edilen “Töngül Pide”sinin tadına bakın derim. Yine bu caddede yer alan Tokoğlu Fırın’ı glüteni çok az organik ekmekler yapıyor.

Birgi - Derviş Ağa Cami

Birgi

Birgi

Birgi - Ulu Cami

Birgi

Birgi - Fatih Mehmet Caddesi

Birgi Sofrası

Töngül Pidesi

Tokoğlu Fırını


Bölgedeki son günümüzde biraz daha Birgi sokaklarında dolaşıp havalimanına gitmenden önce Lucien Arkas Bağları’na uğruyoruz. Burada ister şarap tadımı yapabilir ister La Mahzen adlı restoranında yemek yiyebilirsiniz.

Lucien Arkas Bağları

La Mahzen


Bu molanın ardından güzel Ege’ye bu seferlik veda ediyoruz.

17 Nisan 2019 Çarşamba

İZNİK & GÖLYAZI


Aynı adlı gölün kenarında kurulmuş İznik, İstanbul’a sadece 2 saatlik uzaklıkta tarihi bir yerleşim yeri. Bizim daha çok Osmanlılar döneminde 14.yüzyıl ortalarından 17. Yüzyılın sonlarına değin bölgede üretilen çinisiyle tanıdığımız İznik’in geçmişi, aslında tarihten önceki çağlara dayanıyor.

İznik Gölü

İznik

İznik’te görülecek tarihi yapılar arasında minaresinden ismini alan Yeşil Cami, Ayasofya Kilisesi, bizim gittiğimiz dönemde restorasyonu yapılan İznik Müzesi, hamam kalıntıları, gölün içinde bir kalıntı olarak geçmişten bizi selamlayan Bazilika sayılabilir.  İznik’te pek çok çini/seramik atölyesi de mevcut. Mutlaka bunlara uğrayıp birbirinden zevkli eserler arasında zaman geçirin. Bu sanata gönül vermiş esnaf ve sanatkarlarla sohbet edin derim. Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı’nda hem kahvenizi içebilir, hem de çini/seramik/hediyelik eşyal satan dükkanlara göz atabilirsiniz.

İznik

İznik

Ayasofya

Ayasofya

İznik

İznik

Nilüfer Hatun Çiniciler Çarşısı

Yeşil Cami


İznik Gölü’nde gün batımı da ayrı bir güzel oluyormuş. Biz gittiğimizde havanın yağışlı olması dolayısıyla gün batımını tam anlamıyla göremedik ama gün batarken göl manzarasını izlemenin tadına da doyamadık.

Nihat'ın Yeri

İznik Gölü


İznik’te ne yenir derseniz, göl kenarındaki Nihat Usta’nın yerinde göl balıklarının tadına bakın derim. Bir de merkezde Saat Kulesine çok yakın bir noktada yer alan Köfteci Yusuf’un köftesinin tadına bakın. Hatta kalabalık bir grupsanız kiloyla köfte yaptırın kendinize.

İznik’ten sonra dönüş yolunda durağımız, Apolyont olarak da bilinen Uluabat Gölü’nün kenarındaki yerleşim yeri Gölyazı oluyor. Burada manda sütünden yapılan dondurmanın tadına bakabilir, kasabayla özdeşleşmiş “Ağlayan Çınar”ı görebilirsiniz. Her Anadolu kasabasında olduğu gibi yerel ürünler satan pek çok tezgah sizi kasabanın girişinden itibaren merkeze ulaşana kadar yol boyunca karşılıyor olacak…

Gölyazı

Ağlayan Çınar

Uluabat Gölü

Gölyazı