15 Nisan 2018 Pazar

SIĞACIK’tan URLA’ya Bağ Rotası...


İzmir’den 50km, Şirince’den 80km. uzaklıktaki Sığacık, Seferihisar’ın sahil kesiminde yer alan güzel mi güzel bir köy. Kale içinin daracık sokakları gerçekten görülmeye değer. Kale içi bölgesinde yer alan pek çok küçük konaklama tesisi var. Bir de kalenin dışında sahilde apart oteller mevcut. Özellikle yaz aylarında bu tesisler çok yoğun oluyormuş. Biz de biraz kalabalık olduğumuzdan bir aile işletmesi olan "Sığacık Marina Apart"ta konakladık ve oldukça memnun ayrıldık.

Sığacık

Sığacık

Sığacık
 

Sığacık aynı zamanda Türkiye’de “citta slow” (yani yavaş şehir) ünvanı almış nadir şehirlerden biri. Yemek için bizim gibi balık ve meze tercih ediyorsanız hemen kalenin yakınında limanın girişinde yer alan Burç Restoranı tavsiye edebilirim. Özellikle şişte gelen ızgara kalamarına bayıldık. Bir de kale içinde Milos adında meşhur bir balık restoranı varmış. Ancak biz gittiğimizde henüz sezon açılmadığından olsa gerek kapalıydı.  Şehirde hayat yavaş aktığından sabah erken saatte kahvaltı mekanı bulmakta biraz zorlandık. Kale içindeki mekanlar genelde kapalı olduğundan hemen sahilde çay bahçesini andıran renkli sandalyelerle dolu kafede güzel bir kahvaltı yaptık.  Hem bu mekan hem de hemen yanındaki Kumsal Kafe denize sıfır yerleşimleri ile kahvaltı için tavsiye edebileceğim mekanlar.

Sığacık

Sığacık

Sığacık



Programımızda, Sığacık’tan Urla’ya doğru uzanan bağ rotası var. Bu rota da, İtalya’nın Toscana Bölgesini aratmayacak güzel bir rota. Burada pek çok şarapçılık üretim evi ve bağ evleri mevcut. Bunların en bilinenleri Urlice Şarapçılık, Urla Şarapçılık, Usca Şarapçılık, Limantepe Şarapçılık, Mozaik Şarapçılık,Urla Bağevi ve MMG Şarapçılık.  Biz, Urla Şarapçılık da mola veriyoruz. Burada önce kısaca şarap yapımı hakkında bilgi alıyor sonra kısa bir şarap tadımı yapıp yolumuza devam ediyoruz.  Hemen Urla Şarapçılık’a yakın Uzbaş Tarım Ürünleri Çiftliği’ni de ziyaret ediyoruz. Burada, yörenin en büyük palmiye parkı da varmış ve istenirse geniş bahçesi ücretsiz gezilebiliyor. Ayrıca yöresel ürünlerin de satıldığı küçük bir sergisi de mevcut.

Sığacık'tan Urla'ya doğru giderken...


Bağlar

Urla Şarapçılık

Urla Şarapçılık


Uzbaş Tarım

Uzbaş Tarım
 

Burayı da gezdikten sonra Urla’ya doğru devam ederken methini önceden duyduğumuz Özbek Köyü’ne uğruyor ve buradaki Taş Kahve’de Özbek mantısının tadına bakıp köyde küçük bir tur atıyoruz.

Taşkahve'de Özbek Matntısı
 

Özbek Köyü’nden Urla’ya kadar uzanan 10km’lik yolu kısa sürede alarak Urla’ya ulaşıyoruz. Burada sahildeki yat limanını geziyor ve sahilde yer alan Denizaltı adlı kafede bir yorgunluk kahvesi içtikten sonra yolumuza İzmir’e doğru devam ediyoruz.

Urla

Urla

Urla

Urla - Denizaltı

14 Nisan 2018 Cumartesi

ŞİRİNCE


İzmir’den yaklaşık 1 saat uzaklıktaki Şirince, yıllardır adını duyup da bir türlü görmek için fırsat yaratamadığım bir yerdi. Geçtiğimiz günlerde İzmir ve civarına gerçekleştirdiğimiz  gezide daha uzun bir rota yapmayı planlamış olsak da havanın azizliğine uğradık ve ertelenen uçak saatimiz sebebiyle İzmir havalimanına ancak öğlen saatlerinde ulaşabildik. Hal böyle olunca da planımızda olan diğer bir kaç köy ve kasabayı başka bir seyahate kısmet olsun diyerek turumuza Şirince’den başladık.







İzmir Havalimanı’ndan Şirince’ye güzel bir yoldan yaklaşık bir saatte ulaşılıyor. Köyün içine araçla giriş olmadığından aracımızı hemen girişteki otoparka park ederek yolumuza yaya olarak devam ediyoruz. Vakit biz buraya varana kadar hayli ilerlediğinden, hemen girişte köyün kendisi kadar şirin bir şekilde dekore edilmiş bir çeşit çay bahçesini andıran “Şirincem” adlı restoranda bir şeyler yiyerek gezimize başlıyoruz. Buraya yolunuz düşerse özellikle kuzu etiyle yapılan şevketi bostanının tadına bakmanızı tavsiye ederim.  Ayrıca bölgenin hafif tatlı şaraplarını da deneyebilirsiniz. Yine köy girişinde bizim daha sonra uğradığımız "Artemis" adında içinde küçük bir müzenin de olduğu restoran ve şarap evini de ziyaret edebilirsiniz.

Şirincem
 
Artemis
 

Karnımızı doyurup biraz enerji topladıktan sonra köyü yaya olarak gezmeye sokaklarını keşfetmeye başlıyoruz. Şirince’de görülmesi gereken iki küçük kilise var. Bunların birinin içinde bir resim sergisi vardı. Buranın bahçesindeki salaş kafeden de harika bir Şirince manzarası var. Buradan bir kahve eşliğinde Şirince manzarası seyretmeyi ihmal etmeyin derim.

Kilisenin Avlusundan Şirince Manzarası


Şirince


Taş Kilise

Şirince

Şirince


Sokaklar arasında pek çok yöresel ürün satılan dükkan ve sergi mevcut. Bu dükkanlardan biri olan ve taş kilisenin hemen arka bölümünde yer alan “Lavanta”nın hem ürünlerine hem de sunumuna bayıldık. Bu şirin köyde en çok satılan ürünler, süt ve kestane reçeli gibi değişik reçellerle, nar ekşisi ve değişik el yapımı pekmezler...

Lavanta
 

Bu güzel köy turumuzu, birkaç saatte tamamlayarak gece de konaklayacağımız bir sonraki durağımız Sığacık’a doğru yola çıkıyoruz.

5 Nisan 2018 Perşembe

ÇATAK KANYONU & ILICA ŞELALESİ...


Kastamonu civarı, özellikle doğu-batı yönünde yer alan Ilgaz Dağları ile şehir merkezinin kuzeyinde denize paralel uzanan Küre Dağları ve bu dağların oluşturduğu milli parklar ve doğal güzellikleri ile Karadeniz’in o güzel yeşiline merhaba dediğimiz görülmesi gereken bir bölge.

Azdavay'a Doğru...


Biz de Kastamonu gezimizde Kastamonu şehir merkezinde ilk günümüzü geçirdikten sonra ikinci günümüzü vaktimiz elverdiğince, Küre Dağları Milli Parkı’nda yer alan bir kaç önemli noktayı görmeye ayırıyoruz. İlk durağımız, şehir merkezinden 1.5 saat uzaklıktaki Çatak Kanyonu oluyor. Buraya çok yeni bir cam seyir terası yapılmış ve buradan derin kanyonu seyretmek gerçekten yaşanması gereken güzel bir tecrübe. Buraya Azdavay ilçesinden geçilerek ulaşılıyor. Çatak Kanyonu, Valla Kanyonu ile birlikte Küre Dağları’nın en bilinen kanyonları... Belli bir yerden sonra yol, hayli tepelik ve taş kaplı. Biz de köyde rastladığımız ve bize “nereden düştünüz dört kız buralara?” edasıyla bakan yaşlı amcanın yönlendirmesiyle belli bir yerden sonra daha yeni taş kaplı ve sağ taraftan devam eden yoldan gittik ve rahat bir şekilde araçların gittiği son noktayı bulduk. Buradan cam terasa ulaşabilmek için 300 metre kadar yaya devam etmek gerekiyor. Teras ziyaretinden dönerken gördüğümüz ve bölgede ayı popülasyonu olduğunu gösteren tabelaya rağmen, iyi ki geldik dediğimiz bir ziyaret oldu. Ve doğal olarak, ayıya rastlamadığımıza sevindik:)

Çatak Kanyonu Girişi

Cam Teras

Cam Teras'tan manzara

Cam Teras

Kanyondan sonra Pınarbaşı ilçesine doğru devam ederek bu kez yine Küre Dağları Milli Parkı içinde yer alan Ilıca Şelalesi’nde bir mola verdik. Burası da görülmeye değer harika bir doğal güzellik. Arabayı park ettiğimiz yer ile şelale arasındaki yaklaşık 500 metrelik taş döşeli yaya yolu, yer yer kayan toprak sebebiyle zarar görmüş olsa da şelaleye rahatça ulaşılıyor. Burada da biraz vakit geçirdikten sonra, Kastamonu merkeze dönerken Kasaba Köyü’ne uğrayarak yaklaşık 700 yıllık Mahmutbey Cami’ni de ziyaret ettik.

Ilıca Şelalesi

Ilıca Şelalesi

Mahmutbey Cami, Candaroğulları Beyliği Hükümdarı Mahmut Bey tarafından 1366’da hiç çivi kullanılmadan yaptırılmış UNESCO koruması altında bulunan bir eser. 

Mahmutbey Cami

Mahmutbey Cami

Mahmutbey Cami

Gerek doğal güzellikleri gerekse de Anadolu’da beylikler döneminde Candaroğulları'na merkezlik yapmasından ötürü tarihi eserlerin yoğun olduğu Kastamonu civarı, şehir merkezinin yanı sıra civarındaki güzellikleriyle de görmek için zaman ayırmanız gereken cennet bir yurt köşesi.